<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7745263038531721880</id><updated>2012-02-16T13:01:46.179-08:00</updated><category term='edebiyat yeni edebiyat yeni türk edebiyatı'/><category term='orhan pamuk nobel ödülü eleştiriler hayatı sanati özel yaşamı'/><category term='edebiyat nedir türk dili ve edebiyatı edebiyat tanımları fıkra roman hiciv hikaye destan koşma makale tiyatro'/><title type='text'>edebiyat dünyasının buluştuğu nokta</title><subtitle type='html'>edebiyat hakkında aradığınız tüm bilgiye ve herşeye buradan ulaşabilirsiniz.tecrübeli kadromuz ile artık buradayız...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>trakya türk dili ve edebiyatı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17262842620141551520</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>8</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7745263038531721880.post-1035024897420086423</id><published>2008-02-01T12:42:00.000-08:00</published><updated>2008-02-01T12:43:32.838-08:00</updated><title type='text'>VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor. &lt;br /&gt;Tıkandı baba, çay getir. Tıkandı baba, oralet getir. Vb&lt;br /&gt;Bu durum Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş.&lt;br /&gt;Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?&lt;br /&gt;Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba&lt;br /&gt;Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;&lt;br /&gt;Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.&lt;br /&gt;Tıkandı baba nın anlattıkları Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;&lt;br /&gt;Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.&lt;br /&gt;Sultan Mahmut un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya:&lt;br /&gt;Taze baklava, güzel baklava ! Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi&lt;br /&gt;Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. Tıkandı baba da Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut ;&lt;br /&gt;Bizim Tıkandı baba ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan;&lt;br /&gt;Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş&lt;br /&gt;Geldi sultanım&lt;br /&gt;Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?&lt;br /&gt;Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.&lt;br /&gt;Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.&lt;br /&gt;Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş.&lt;br /&gt;Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş;&lt;br /&gt;Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış&lt;br /&gt;Alın bu adamı Üsküdar ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp Üsküdar a götürmüşler.&lt;br /&gt;Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba,&lt;br /&gt;Niçin, demiş. Askerler&lt;br /&gt;Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline&lt;br /&gt;Ne olacak şimdi, demiş&lt;br /&gt;Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;&lt;br /&gt;           "VERMEYİNCE MABUD,&lt;br /&gt;        NEYLESİN SULTAN MAHMUT"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7745263038531721880-1035024897420086423?l=edebiyatciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/feeds/1035024897420086423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7745263038531721880&amp;postID=1035024897420086423' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/1035024897420086423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/1035024897420086423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/2008/02/vermeyince-mabud-neylesin-sultan-mahmut.html' title='VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT'/><author><name>trakya türk dili ve edebiyatı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17262842620141551520</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7745263038531721880.post-5740307032386463198</id><published>2008-01-26T12:24:00.000-08:00</published><updated>2008-01-26T12:57:43.802-08:00</updated><title type='text'>NAZIM HİKMET RAN</title><content type='html'>&lt;object width="508" height="418" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-b6a57c451bd54f08" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v24.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3Db6a57c451bd54f08%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331879535%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D29DA6FA617CCB71714CD4B33D60358A7C7BAF78E.20BF54B39853B48F4A4F8DDA3FEAA8F9E1775955%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Db6a57c451bd54f08%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DWrwe5eAQ9gy3tBzSS9YQhvqvsXc&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="508" height="418" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v24.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3Db6a57c451bd54f08%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331879535%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D29DA6FA617CCB71714CD4B33D60358A7C7BAF78E.20BF54B39853B48F4A4F8DDA3FEAA8F9E1775955%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Db6a57c451bd54f08%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DWrwe5eAQ9gy3tBzSS9YQhvqvsXc&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.siirgen.org/siir/n/nazim_hikmet/nazim_hikmet_3.jpg"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 364px; CURSOR: hand; HEIGHT: 391px" height="416" alt="" src="http://www.siirgen.org/siir/n/nazim_hikmet/nazim_hikmet_3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;YAŞAMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OTOBİYOGRAFİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1902'de doğdum&lt;br /&gt;doğduğum şehre dönmedim bir daha&lt;br /&gt;geriye dönmeyi sevmem&lt;br /&gt;üç yaşında Halep'te paşa torunluğu ettim&lt;br /&gt;on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği&lt;br /&gt;kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu&lt;br /&gt;ve on dördümden beri şairlik ederim&lt;br /&gt;kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir&lt;br /&gt;ben ayrılıkların&lt;br /&gt;kimi insan ezbere sayar yıldızların adını&lt;br /&gt;ben hasretlerin&lt;br /&gt;hapislerde de yattım büyük otellerde de&lt;br /&gt;açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir&lt;br /&gt;otuzumda asılmamı istediler&lt;br /&gt;kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini&lt;br /&gt;verdiler de&lt;br /&gt;otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu&lt;br /&gt;elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya&lt;br /&gt;Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te&lt;br /&gt;961'de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır&lt;br /&gt;partimden koparmağa yeltendiler beni&lt;br /&gt;sökmedi&lt;br /&gt;yıkılan putların altında da ezilmedim&lt;br /&gt;951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün&lt;br /&gt;52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü&lt;br /&gt;sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım&lt;br /&gt;şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile&lt;br /&gt;aldattım kadınlarımı&lt;br /&gt;konuşmadım arkasından dostlarımın&lt;br /&gt;içtim ama akşamcı olmadım&lt;br /&gt;hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana&lt;br /&gt;başkasının hesabına utandım yalan söyledim&lt;br /&gt;yalan söyledim başkasını üzmemek için&lt;br /&gt;ama durup dururken de yalan söyledim&lt;br /&gt;bindim tirene uçağa otomobile&lt;br /&gt;çoğunluk binemiyor&lt;br /&gt;operaya gittim&lt;br /&gt;çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın&lt;br /&gt;çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri&lt;br /&gt;camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye&lt;br /&gt;ama kahve falına baktırdığım oldu&lt;br /&gt;yazılarım otuz kırk dilde basılır&lt;br /&gt;Türkiye'mde Türkçemle yasak&lt;br /&gt;kansere yakalanmadım daha&lt;br /&gt;yakalanmam de şart değil&lt;br /&gt;başbakan fakan olacağım da yok&lt;br /&gt;meraklısı da değilim bu işin&lt;br /&gt;bir de harbe girmedim&lt;br /&gt;sığınaklara da inmedim gece yarıları&lt;br /&gt;yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında&lt;br /&gt;ama sevdalandım altmışıma yakın&lt;br /&gt;sözün kısası yoldaşlar&lt;br /&gt;bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da&lt;br /&gt;insanca yaşadım diyebilirim&lt;br /&gt;ve daha ne kadar yaşarım&lt;br /&gt;başımdan neler geçer daha&lt;br /&gt;kim bilir&lt;br /&gt;(11.9.'61 - Doğu Berlin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;NÂZIM HİKMET RAN &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://images.habervitrini.com/haber_resim/nazim_hikmet_07.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#330000;"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand" alt="" src="http://images.habervitrini.com/haber_resim/nazim_hikmet_07.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. Heybeliada Bahriye Mektebi'ni bitirdi. Hamidiye Kruvazörü'nde güverte subayı iken, sağlık nedeniyle askerlikten ayrıldı, bu arada ilk şiirlerini yayımladı. 1921 başlarında Kurtuluş Savaşı'na katılmak için Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmen olarak görevlendirildi. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) yazıldı. Burada siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1924'te yurda döndü. Aydınlık Gazetesinde yayınlanan yazı ve şiirleri yüzünden on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928 Af Kanunu'ndan yararlanıp tekrar yurda döndü. Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1932'de yeniden dört yıl hapse mahkûm olduysa da, bu kez Onuncu Yıl Affı'ndan yararlandı. Gazetecilik yaptı, film stüdyolarında çalıştı. 1938'de orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği iddiasıyla 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1950'de özgürlüğüne kavuştuysa da sürekli olarak izlenmekten kurtulamadı; kitaplarını yayınlatma, oyunlarını oynatma olanağı bulamadı. Askere alınması kararlaştırılınca Romanya üzerinden tekrar Moskova'ya gitti. 1951'de T.C. yurttaşlığından çıkarıldı. 3 Haziran 1963'te bir kalp krizi sonucu yaşama veda etti. Moskova'da Novodeviçye Mezarlığı'nda toprağa verildi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Basında Nâzım Hikmet tartışması&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Nâzım'ı kurtarın...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;BENCE Nâzım Hikmet bu adamların eline düşmemeli...&lt;br /&gt;Büyük şair, bu adamların kara ellerine, münasebetsiz ağızlarına, tükenmiş vicdanlarına kalmamalı...&lt;br /&gt;Toplum zaten Nâzım Hikmet'i kendi şairi, kendi parçası, kendi soyundan-sopundan, kendi içinde görüyorsa görüyor...&lt;br /&gt;Eğer o akılsız-şom ağızlı adamın izni ile Nâzım Hikmet Türkiye'ye dönecekse...&lt;br /&gt;Dönmesin...*&lt;br /&gt;Tarikat şeyhinin İstanbul'un en özel yerine gömülmesi için iki saatte toplanan imzalar, Nâzım Hikmet gibi bir evrensel şair için bir türlü toplanamadı...&lt;br /&gt;Birisi tarikat şeyhi...&lt;br /&gt;Çağdaşlığa ve aydınlığa direnişin simgesi...&lt;br /&gt;Türkiye Batı'ya açılmak isterken, yaratılan kara tablolarla, ülkenin önüne set çeken anlayışın sembolü...&lt;br /&gt;Öbürü şiirlerini tüm dünyanın okuduğu, Alaska'dan Malezya'ya kadar tüm toplulukların tanıdığı, harflerle yarattığı sevgi-barış dünyasına Batılıların gıpta ettikleri bir büyük şair...&lt;br /&gt;mek için telaşlanan-koşuşturan-yırtınanlar, ne yazık ki sıra Nâzım'a gelince, olmadık hakaretleri sıralamaya başlıyorlar...&lt;br /&gt;Nâzım'ı Türkiye'ye getirme ya da vatandaşlığını iade etme onurunu bunlara vermeyin...&lt;br /&gt;Bırakın kalsın...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Yine; kentlerin tepeleri anıt mezarlarla doldu...&lt;br /&gt;Milliyetçi-maneviyatçı Büyük Türk Büyüklerinin mezarları ile...&lt;br /&gt;Gazetelerde ise her gün onların arkalarında bıraktıkları yıkıntıyı, çetelerini, esrarengiz servetlerini, şaşırtıcı-garip ilişkilerini okuyorsunuz...&lt;br /&gt;Onlara tepelerde yer var...&lt;br /&gt;Ama Nâzım'a bir ağaç gölgesi yok...&lt;br /&gt;Olmasın da...&lt;br /&gt;Bu adamların gönlü ile Nâzım'a iade-i itibar verilecekse verilmesin, kalsın...&lt;br /&gt;Ne bir zırnık onur...&lt;br /&gt;Ne bir ağaç gölgesi...&lt;br /&gt;Toplumun vefası gibi o yüce duyguda, o tarihi belgede, o sevgi ve barış isteyen girişimde, bu adamların imzası olmasın...&lt;br /&gt;Bence Nâzım'ı bunların elinden kurtarın...&lt;br /&gt;Kalsın...&lt;br /&gt;(Bekir Coşkun, Hürriyet/15 Şubat 2001)&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;“Nâzım'ı bu hükümetin elinden kurtarın!”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Başlık, Cumhuriyet okuru bir edebiyat öğretmeninin tepkisi...&lt;br /&gt;Meclis koridorlarında, kamera önlerinde yapılan tartışmalara bakılırsa, haksız sayılmaz.&lt;br /&gt;13 Şubat günü bu köşede konuyu işlerken, Nâzım Hikmet’in yurttaşlıktan çıkarılmasına neden olan 15 Ağustos 1951 tarihli Bakanlar Kurulu kararının kaldırılmasıyla, Nâzım'a itibar iadesinin söz konusu olamayacağını vurgulamış, devam etmiştik: Bir itibar iadesi söz konusu ise bu, siyasiler açısından geçerlidir. Ülkeyi yöneten siyasilerin 50 yıl önceki ayıbı ortadan kalkmış olur... (...)&lt;br /&gt;UNESCO, 100. doğum yılı nedeniyle 2002'yi Nâzım Yılı ilan etmeye hazırlanıyor. Bir başka deyişle dünya Nâzım Hikmet'in şairliğini kabul etmiş, UNESCO onu dünyaya mal ediyor, biz içerde hâlâ şair miydi değil miydi tartışması yapıyoruz. (...)&lt;br /&gt;(Mustafa Balbay, Cumhuriyet, 17 Şubat 200)&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Nâzım'ı Rahat Bırakın...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;İkisi de berber dükkânlarında geçen iki olayla başlayayım... İlki, öykü kıvamında. Taksim'de, iki hafta kadar önce, ilk kez gittiğim bir berberdeyim. Saçlarımı azıcık kısalttırmak için çok az vaktim var. Kalfalardan biri bu işle uğraşırken kulağım bir telefon konuşmasına takılıyor. Daha yaşlıca biri, belli ki dükkân sahibi, müşterisini göndermiş, şimdi telefonla konuşuyor. Önce tam anlayamıyorum, daha doğrusu işittiklerime olasılık vermiyorum... Söylenenlerde "Nâzım Hikmet" adı ve "Dörtnala gelip Uzak Asya'dan" dizesiyle başlayan şiirinin dizeleri geçiyor... Merakla kulak kabarttığımda, yanılmadığımı anlıyorum. Usta, Nâzım'ın bu şiirini bir gazeteden, telefonla konuştuğu kişiye okuyor... Arada bir hayranlık duygularını ekleyerek... İşiyle meşgul kalfaya, "Ustan Nâzım Hikmet'in şiirini çok seviyor galiba.." diyorum... Aldığım yanıt, sürmekte olan telefon konuşmasından daha şaşırtıcı: "Nâzım sevilmez mi abi!" Koltuğa otururken aceleden yüzüne doğru dürüst bakmadığım delikanlıya doğru kaldırıyorum başımı.. Şaşkınlığım bir kat daha artıyor: On sekiz-yirmi yaşlarındaki Nâzım Hikmet'in bir kopyası duruyor karşımda... Zihnimin bir oyunu değilse eğer, daha sonra Karadenizli olduğunu öğreneceğim bu iri kıyım delikanlıyla o yaşların Nâzım Hikmet'i arasındaki benzerlik gerçekten şaşkınlık verici... O ise şaşkınlığımı daha da arttırarak sürdürüyor sözlerini... Bir yandan işiyle uğraşırken bir yandan da "sen elâ gözlerinde yeşil hareler" dizesinin geçtiği şiirdeki renkler, benzetmeler üstüne döktürüyor... Belki inanmayanlar, abarttığımı düşünenler olabilecektir; ama inanın aynen, tıpatıp böyle oldu... Dükkândan ayrılırken ustayla konuştuğum iki satırda, onun da bu genç kalfa gibi, sıradan, saf, kendi halinde bir halk insanı olduğunu gördüm... (...)&lt;br /&gt;Doğrusunu isterseniz, Nâzım Hikmet'e yönelik saldırılar yanıtlanmaya bile değmez. Bu yazının son cümleleri belki şunlar olabilir: Nâzım Hikmet'i rahat bırakın. Sizler, onun hepinizden bin kat fazla sahip olduğu yurttaşlık hakkını ona geri vermek şurda dursun, bugünkü cehalet ve karanlığınızdan kurtulup onunla yurttaşlığa layık olmaya çalışın.&lt;br /&gt;(Ataol Behramoğlu, Cumhuriyet/17 Şubat 2001)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;***Nâzım ve “vatan kahramanları”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;'Nâzım vatan haini' imiş! 'Kuvayi Milliye' yazarı Nâzım, 'Memleketimden İnsan Manzaraları' yazarı Nâzım, vatan haini imiş! (...)&lt;br /&gt;Peki kimdir vatan kahramanları? Vatan denince Üsküdar'dan daha doğuyu düşünemeyenler mi? Şapka giymemek için Mısır'a gidenler mi? Milyonlarca dolarlık banka hesaplarını yurtdışındaki bankalarda gizleyenler mi?&lt;br /&gt;Kimdir?&lt;br /&gt;En küçük bir sorun olunca soluğu Amerika'da, Almanya'da, Avustralya'da, İsviçre'de, Paris'te alanlar mı vatan kahramanıdır?&lt;br /&gt;Yoksa derin devletin bağrında kurşun sıkan, adam boğazlayan, haraç yiyen, adam kaçıran, başı sıkışınca ortadan yok olanlar mı?&lt;br /&gt;Banka soyanlar mı vatan kahramanıdır? Şirket dolandıranlar mı? Devletin başına geçince tüm yakınlarını zengin eden, 'Devletin malı deniz, yemeyen domuz,' diyenler mi?&lt;br /&gt;Yalanla dolanla vatandaşın oyunu toplayan, sonra verdiği sözün tersini yapanlar mı vatan kahramanıdır?&lt;br /&gt;Nâzım bunlardan hiçbirini yapmadığı için mi vatan haini oldu?&lt;br /&gt;Bakın, Nâzım bunlara ne diyor:&lt;br /&gt;" ... Evet, vatan hainiyim, siz vatanperversiniz, siz yurtseversiniz, ben vatan hainiyim./Vatan çiftliklerinizse,/Kasalarınız ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,/vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,/vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,/fabrikalarda al kanımızı içmekse vatan,/vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,/vatan, mızraklı ilmihalse, vatan, polis copuysa,/ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,/vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,/vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,/ben vatan hainiyim./Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:/Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."&lt;br /&gt;Ekleyecek bir söz var mı? Bu durumda Nâzım elbette vatan hainidir.&lt;br /&gt;(Türker Alkan, Radikal/17 Şubat 2001)&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Nâzım Hikmet Türkiye'dir!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Başlığın, Sartre'ın tutuklanmasını isteyenlere, de Gaulle'un 'Sartre Fransa'dır' lafından mülhem olduğu malum. Nâzım, kuşkusuz Türkiye'dir ama herhalde MHP'nin Türkiye'si değil!&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet'in vatandaşlık hakkının iadesi konusundaki tartışma sürüyor. Böyle bir kararın alınmasına direnen bir MHP kesimi var. 'Kendi inançlarını savunmalarına diyecek bir şeyimiz yok' diyemeyiz. Çünkü, hem görüşlerini yanlış, yanıltıcı, demagojik, popülist iddialara dayıyorlar, hem de bu kararın çıkması Nâzım'ın ötesinde Türkiye'nin kendi kendisiyle hesaplaşmasının zorunlu bir sonucudur.&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;Yeryüzünde demokrasi oldukça Dreyfus davaları kazanılacak, itibarlar, haklar iade edilecektir. Hep söylendiği gibi, Nâzım Hikmet'in buna ihtiyacı yok. Onun vatandaşlığının iadesinden kaynaklanacak itibaraysa Türkiye'nin delicesine ihtiyacı var.&lt;br /&gt;Nâzım'ın vatandaşlığı, o Nâzım olduğu için değil, sadece sivilleşme ve demokrasi bağlamında ortaya koyulmuş 'nötr', hukuksal bir taleptir ve iade edilecektir.&lt;br /&gt;(Radikal/19 Şubat 2001)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Nâzım Hikmet'in saygınlığını inkâr edenler küçülür&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kültür Bakanı İstemihan Talay: “Nâzım Hikmet'in bütün dünyada saygın bir yeri var, bunu kimse inkâr edemez. İnkâr etmek, inkâr edenleri küçültür. Çünkü o büyüklüğün küçültülmesi, bu aşamadan sonra mümkün değil. Bu gerçeklere ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde Nâzım Hikmet'in nasıl algılandığı, ilgi gördüğü konusundaki gerçeklere ters düşecek bir tutum içinde olmak, bence çağdışı olmaktır."&lt;br /&gt;(Cumhuriyet/18 Şubat 2001)&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Nâzım'ın yurttaşlığa gereksinimi yoktur!..&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Nâzım Hikmet, dünyanın tanıdığı bir şair. Büyük bir sanatçı. Türk dilinin önde gelen şairlerinden. Aziz Nesin’in deyişi ile, Türkçenin en büyük ustası. Dünyanın büyük kültür ve sanat ansiklopedilerinde, Nâzım Hikmet Türk şairi olarak anılmaktadır. Kitapları, 60 dile çevrilen tek Türk şairidir. Dünya Barış Ödülü'nü alan ilk Türk sanatçısıdır.&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin, Nâzım'ı Türk yurttaşı olarak kabul edip etmemesi, bu değerlendirmeleri hiçbir biçimde etkilememektedir.&lt;br /&gt;Nitekim Azerbaycan Kültür Bakanı, Nâzım Hikmet'in Türk yurttaşlığı tartışmalarının yoğunlaştığı bir sırada (17 Şubat 2001 Cuma günü) televizyon kameraları karşısında, net bir açıklamada bulundu: “Siz Nâzım Hikmet'in yurttaşlığını kabul etmeseniz de, o bizim şairimiz, Türk dilinin, Türkçenin en büyük şairidir.”&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;Evet Nâzım Hikmet'in Türk yurttaşlığına gereksinimi yoktur. O, Türkiye'nin sınırlarını aşmış, Türk kültürünü dünyanın diğer coğrafyalarına taşımış, evrenselleştirmiş bir sanatçıdır...&lt;br /&gt;(...) Devletin, Nâzım'a koyduğu ağır yasak, bugün artık geçersiz. Nâzım'ın tüm kitapları yayımlanıyor, şiirleri radyo ve televizyon kanallarında okunuyor. Devlet Tiyatroları ve birçok özel tiyatro oyunlarını sahneliyor, resimleri sergileniyor, şiirleri şarkılaştırılıyor ve besteleniyor. (...)&lt;br /&gt;Evet bu sorun, Nâzım Hikmet'in değil, Türkiye'nin sorunudur ve çözülmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;(Atilla Coşkun,Cumhuriyet/ 20 Şubat 2001)&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Kimdir Nazım'ı zindanlarda çürüten?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Nazım Hikmet'e iade-i itibar yapılsın mı, yapılmasın mı; mezarı Türkiye'ye getirilsin mi, getirilmesin mi?&lt;br /&gt;Son yılların en gereksiz, belki de en komik tartışması. Birincisi, Nazım Hikmet Türkçe yazan bir şairdir; iade-i itibar yapılması ne değerine bir şey katar, ne de bir şey eksiltir.&lt;br /&gt;İkincisi, Nazım'a "itibar" arayanlar ne ölçüde samimidirler ve İsmet Özel'in söylediği gibi, bu "arayış" onun sanatına dair bir zaruretten mi kaynaklanmaktadır?&lt;br /&gt;Peki, ne yapmıştı Nazım?&lt;br /&gt;Niçin Rusya'ya kaçmıştı?&lt;br /&gt;“Hapishaneden çıktığında" diyor Necati Doğru, "Orduyu isyana teşvik etmekten yargılamaya kalktılar. O da Rusya'ya kaçtı. Ve 'vatan haini' ilan edip Menderes hükümetinin Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlıktan attılar. Aleyhinde büyük propagandalar başlatıldı.”&lt;br /&gt;Kimdir aleyhinde propaganda başlatanlar?&lt;br /&gt;Bunu söylemeye dilleri varmıyor, biz hatırlatalım sevabına:&lt;br /&gt;Yunus Nadi'ler, Erol Simavi'ler, Ali Naci Karacan'lar ve onların "tahsisli" kalemleri. On yıl sonra Yassıada cinayetini alkışlayanlar yani...&lt;br /&gt;Bugün, egemenliklerinin ve üstünlüklerinin nişanı olarak Nazım Hikmet bayrağını dalgalandıranlar, Nazım'ın nasıl ve hangi şeraitte Türkiye'yi terkettiğini, hangi suçunun karşılığı olarak 13 yıl hapis yattığını, bu soy şiir emekçisini zindanlarda çürütenlerin kimler olduğunu unutmuş görünüyorlar.&lt;br /&gt;Nazım'ı hapse tıktıran "millî şef" İnönü'dür. (...)&lt;br /&gt;(Mehmet E. Yavuz, Yeni Şafak, 22 Şubat 2001)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;İtibar krizi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Sözde Nazım'a itibarını iade edecekler. Oysa konuştukça asıl kendilerinin bir itibar ve ihtiyaç krizi içinde bulundukları anlaşılıyor. Sevgili Bekir Coşkun Sütununda diyor ki:&lt;br /&gt;"Bu adamların gönlü ile Nazım'a iade-i itibar verilecekse kalsın. Bence Nazım'ı bu adamların elinden kurtarın."&lt;br /&gt;Sevgili Arda Uskan da dün Radikal'de noktayı şu sözlerle koyuyordu:&lt;br /&gt;"Bırakın o Moskova'daki mezarında rahat rahat yatsın.&lt;br /&gt;Bu utanmazlar ülkesinde bir dünya sanatçısının ne yeri var ki?"&lt;br /&gt;Alın bizden de o kadar...&lt;br /&gt;(Melih Aşık, Milliyet/20 Şubat 01)&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Sen Nesin, Kimsin?..&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Daha ne gazozumuz Amerikandı, ne köftemiz; Babıâli Yokuşu'nun başında İzmirli Şerbetçi ile Meserret Kıraathanesi birbirine bakardı; deniz parsellenmemiş, hava kirlenmemiş, toplum kokuşmamıştı; köşedeki gazeteciden "Zincirli Hürriyet" dergisini almıştım; birinci sayfadaki şiiri okumaya başladım:&lt;br /&gt;Dörtnala gelip Uzak Asya'dan&lt;br /&gt;Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan&lt;br /&gt;bu memleket bizim&lt;br /&gt;Bilekler kan içinde&lt;br /&gt;dişler kenetli&lt;br /&gt;ayaklar çıplak&lt;br /&gt;ve bir ipek halıya benzeyen toprak&lt;br /&gt;bu cehennem bu cennet bizim...&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür&lt;br /&gt;ve bir orman gibi kardeşçesine&lt;br /&gt;bu hasret bizim&lt;br /&gt;Şiiri okurken bir heyecan dalgası sarmıştı benliğimi, tüylerim diken diken olmuştu, tırmandığım Babıâli Yokuşu ayaklarımın altında dalgalanıyor gibiydi.&lt;br /&gt;Şimdi düşünüyorum; bana o unutulmaz anı yaşattığı için Nâzım Hikmet'e borçlu değil miyim?.. Bir arada orman gibi kardeşçesine yaşayıp ağaçlar kadar özgür olmak amacını yurttaşlarına ilk kez aşılayan şairimizin dizeleri okullarda sınıfların duvarlarına asılmalı; öğrencilere ezberletilmeli..&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Nâzım gibi bir şair daha var mı dünyada?..&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yarım yüzyıl öncesinde sorundu..&lt;br /&gt;Bugün de sorun!..&lt;br /&gt;Neymiş?.. Nâzım Hikmet vatan haini imiş, komünistmiş; hükümetteki MHP'li bakanlar verip veriştiriyorlar; bugün Apo varsa, Nâzım Hikmet yüzündenmiş; bugünkü ideolojik kavganın kaynağı Nâzım imiş; vatandaşlığa alınamazmış, affedilmesi olanaksızmış...&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;Utanç verici bir olay yaşıyoruz.&lt;br /&gt;Yeni milenyumun başlangıcında, geçen yüzyıldan miras kalan "Nâzım Hikmet sorunu" 57'nci koalisyon hükümetinde ilkelliğin tartışmasına dönüştü.&lt;br /&gt;"- Nâzım vatandaşlığa alınmalı mı?.."&lt;br /&gt;Kimi MHP'li bakan, bir marifetmiş gibi gazetecilere demeç veriyor:&lt;br /&gt;"- Bu yoldaki kararname önüme geldi, imzalamadım, Nâzım Hikmet vatan hainidir."&lt;br /&gt;Türkiye'nin malını mülkünü, taşını toprağını, fabrikasını, bankasını, iletişim ağını, bağımsızlığını, yani istiklalini ve onurunu üç-beş kuruş için haraç mezat yabancılara ipotek eden ya da satan kim?..&lt;br /&gt;Sen değil misin?..&lt;br /&gt;Vatanseverlik buysa..&lt;br /&gt;Nâzım elbette vatan haini...&lt;br /&gt;Ya sen nesin?..&lt;br /&gt;(İlhan Selçuk, Cumhuriyet, 20 Şubat 2001)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;Belki Ben&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Belki ben&lt;br /&gt;o günden&lt;br /&gt;çok daha evvel,&lt;br /&gt;köprü başında sallanarak&lt;br /&gt;bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım.&lt;br /&gt;Belki ben&lt;br /&gt;o günden&lt;br /&gt;çok daha sonra ,&lt;br /&gt;matruş çenemde ak bir sakalın izi&lt;br /&gt;sağ kalacağım...&lt;br /&gt;Ve ben&lt;br /&gt;o günden&lt;br /&gt;çok daha sonra:&lt;br /&gt;sağ kalırsam eğer,&lt;br /&gt;şehrin meydan kenarlarında yaslanıp&lt;br /&gt;duvarlara&lt;br /&gt;son kavgadan benim gibi sağ kalan&lt;br /&gt;ihtiyarlara,&lt;br /&gt;bayram akşamlarında keman&lt;br /&gt;çalacağım...&lt;br /&gt;Etrafta mükemmel bir gecenin&lt;br /&gt;ışıklı kaldırımları&lt;br /&gt;Ve yeni şarkılar söyleyen&lt;br /&gt;yeni insanların&lt;br /&gt;adımları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Seni Düşünmek&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,&lt;br /&gt;Dünyanın en güzel sesinden&lt;br /&gt;En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...&lt;br /&gt;Fakat artık ümit yetmiyor bana,&lt;br /&gt;Ben artık şarkı dinlemek değil,&lt;br /&gt;Şarkı söylemek istiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;Tahir İle Zühre Meselesi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da&lt;br /&gt;hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,&lt;br /&gt;bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte&lt;br /&gt;yani yürekte.&lt;br /&gt;Meselâ bir barikatta dövüşerek&lt;br /&gt;meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken&lt;br /&gt;meselâ denerken damarlarında bir serumu&lt;br /&gt;ölmek ayıp olur mu?&lt;br /&gt;Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da&lt;br /&gt;hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.&lt;br /&gt;Seversin dünyayı doludizgin&lt;br /&gt;ama o bunun farkında değildir&lt;br /&gt;ayrılmak istemezsin dünyadan&lt;br /&gt;ama o senden ayrılacak&lt;br /&gt;yani sen elmayı seviyorsun diye&lt;br /&gt;elmanın da seni sevmesi şart mı?&lt;br /&gt;Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi&lt;br /&gt;yahut hiç sevmeseydi&lt;br /&gt;Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?&lt;br /&gt;Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da&lt;br /&gt;hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;Yaşamaya Dair1&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yaşamak şakaya gelmez,&lt;br /&gt;büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın&lt;br /&gt;bir sincap gibi meselâ,&lt;br /&gt;yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,&lt;br /&gt;yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.&lt;br /&gt;Yaşamayı ciddiye alacaksın,&lt;br /&gt;yani, o derecede, öylesine ki,&lt;br /&gt;meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,&lt;br /&gt;yahut, kocaman gözlüklerin,&lt;br /&gt;beyaz gömleğinle bir laboratuvarda&lt;br /&gt;insanlar için ölebileceksin,&lt;br /&gt;hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,&lt;br /&gt;hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,&lt;br /&gt;hem de en güzel, en gerçek şeyin&lt;br /&gt;yaşamak olduğunu bildiğin halde.&lt;br /&gt;Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,&lt;br /&gt;yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,&lt;br /&gt;hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,&lt;br /&gt;ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,&lt;br /&gt;yaşamak, yani ağır bastığından.&lt;br /&gt;1947&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;YAŞAMAYA DAİR&lt;br /&gt;2&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,&lt;br /&gt;yani, beyaz masadan&lt;br /&gt;bir daha kalkmamak ihtimali de var.&lt;br /&gt;Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini&lt;br /&gt;biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,&lt;br /&gt;hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,&lt;br /&gt;yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz&lt;br /&gt;en son ajans haberlerini.&lt;br /&gt;Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,&lt;br /&gt;diyelim ki, cephedeyiz.&lt;br /&gt;Daha orda ilk hücumda, daha o gün&lt;br /&gt;yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.&lt;br /&gt;Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,&lt;br /&gt;fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz&lt;br /&gt;belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.&lt;br /&gt;Diyelim ki, hapisteyiz,&lt;br /&gt;yaşımız da elliye yakın,&lt;br /&gt;daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.&lt;br /&gt;Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,&lt;br /&gt;insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla&lt;br /&gt;yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.&lt;br /&gt;Yani, nasıl ve nerde olursak olalım&lt;br /&gt;hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...&lt;br /&gt;1948&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;YAŞAMAYA DAİR&lt;br /&gt;3&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bu dünya soğuyacak,&lt;br /&gt;yıldızların arasında bir yıldız,&lt;br /&gt;hem de en ufacıklarından,&lt;br /&gt;mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,&lt;br /&gt;yani, bu koskocaman dünyamız.&lt;br /&gt;Bu dünya soğuyacak günün birinde,&lt;br /&gt;hattâ bir buz yığını&lt;br /&gt;yahut ölü bir bulut gibi de değil,&lt;br /&gt;boş bir ceviz gibi yuvarlanacak&lt;br /&gt;zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.&lt;br /&gt;Şimdiden çekilecek acısı bunun,&lt;br /&gt;duyulacak mahzunluğu şimdiden.&lt;br /&gt;Böylesine sevilecek bu dünya&lt;br /&gt;"Yaşadım" diyebilmen için...&lt;br /&gt;Şubat 1948&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;19 Yaşım&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım&lt;br /&gt;19 yaşım&lt;br /&gt;Sana anam gibi hürmet ediyorum&lt;br /&gt;edeceğim&lt;br /&gt;Senin ilk arşınladığın yoldan gidiyorum&lt;br /&gt;gideceğim&lt;br /&gt;Benim ilk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım&lt;br /&gt;19 yaşım&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Çok uzaklarda yuvarlanıyor başım&lt;br /&gt;Oturuyor 19 yaşım&lt;br /&gt;yatağımın başucunda&lt;br /&gt;ellerimin avucunda&lt;br /&gt;bana diyor ki;&lt;br /&gt;-- kafamızda getirelim geri&lt;br /&gt;o delikanlı günleri cancazım,&lt;br /&gt;o dehşetli güzel günleri...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Köpüklü şahlanışların dönüm yeri..&lt;br /&gt;Dünyanın altıda biri;&lt;br /&gt;kan içinde doğuran ana..&lt;br /&gt;İstasyondan istasyona&lt;br /&gt;yalınayak&lt;br /&gt;tankları kovalayarak&lt;br /&gt;açlıkla yarış...&lt;br /&gt;Şarkıların boyu kilometre&lt;br /&gt;ölümün boyu bir karış...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Kafkas;&lt;br /&gt;güneş&lt;br /&gt;Sibirya;&lt;br /&gt;kar&lt;br /&gt;Seslenebildiğiniz kadar ses-&lt;br /&gt;-lenin&lt;br /&gt;24 saatte 24 saat Lenin&lt;br /&gt;24 saat Marks&lt;br /&gt;24 saat Engels&lt;br /&gt;Yüz dirhem kara ekmek,&lt;br /&gt;20 ton kitap&lt;br /&gt;ve 20 dakika şey! ..&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ne günlerdi heheheeey&lt;br /&gt;onlar ne günlerdi ahbap! ! ..&lt;br /&gt;Çok uzaklarda yuvarlanıyor başım&lt;br /&gt;Duruyor karanlıkta 19 yaşım&lt;br /&gt;Lambayı yakıyorum&lt;br /&gt;ona hayretle&lt;br /&gt;muhabbetle&lt;br /&gt;hürmetle&lt;br /&gt;ve daha bilmem neyle bakıyorum&lt;br /&gt;bakışıyoruz&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Yılların arkasında çırptı kanadını&lt;br /&gt;'Strasroy Ploşaat' ın saat kulesi&lt;br /&gt;Yaşıyor herhangi bir 24 saatini&lt;br /&gt;Vatandaş kavgasının darülfünun talebesi;&lt;br /&gt;Balık çorbası, tüfek talimi, tiyatro, balet&lt;br /&gt;KİTAP..&lt;br /&gt;Patetes kamyonu başında süngü tak bekle nöbet&lt;br /&gt;KİTAP... KİTAP...&lt;br /&gt;Madde, şuur, istismar, fazla kıymet&lt;br /&gt;KİTAP... KİTAP... KİTAP...&lt;br /&gt;Manikür;&lt;br /&gt;hayır,&lt;br /&gt;Diş fırçası;&lt;br /&gt;evet.&lt;br /&gt;KİTAP... KİTAP... KİTAP...&lt;br /&gt;Bu ne 24 saat&lt;br /&gt;bu ne 24 saattir ahbap! !&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Aşk;&lt;br /&gt;yoldaş,&lt;br /&gt;Profesör;&lt;br /&gt;yoldaş,&lt;br /&gt;Zenci;&lt;br /&gt;coni,&lt;br /&gt;Alman;&lt;br /&gt;Telman,&lt;br /&gt;Çinli;&lt;br /&gt;Li&lt;br /&gt;Ve 19 yaşım&lt;br /&gt;yoldaş da yoldaş, yoldaş da yoldaş,&lt;br /&gt;yoldaşım...&lt;br /&gt;Yılların arkasında yuvarlanıyor başım&lt;br /&gt;başım yuvarlanıyor&lt;br /&gt;Uzun saçlarından tutuştu yıllar&lt;br /&gt;yıllar yanıyor&lt;br /&gt;yanıyor da yanıyor...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Oku&lt;br /&gt;Yaz&lt;br /&gt;Boz&lt;br /&gt;Bağır&lt;br /&gt;Çağır!&lt;br /&gt;Bütün kuvvetinle nefes al...&lt;br /&gt;KaFanda, kalbinde&lt;br /&gt;etinde&lt;br /&gt;iskeletinde ihtilal...&lt;br /&gt;İhtilal;&lt;br /&gt;gündüz-gece&lt;br /&gt;Gece ormanda çam dalları yakarak,&lt;br /&gt;bembeyaz&lt;br /&gt;yusyuvarlak aya bakarak,&lt;br /&gt;hep bir ağızdan şarkılar söyleniyor..&lt;br /&gt;Ve bu anda&lt;br /&gt;kuvvetli dinç&lt;br /&gt;bir ağrıdan gelen deli bir sevinç&lt;br /&gt;sıçrar atlar köpüklenir çatlar&lt;br /&gt;kafanda...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Haaayydaa,&lt;br /&gt;beyaz orduları dumanlı ufuklar gibi önüne katan&lt;br /&gt;bir kızıl süvarisin,&lt;br /&gt;bir kızıl süvariyim,&lt;br /&gt;bir kızıl süvariyiz,&lt;br /&gt;bir kızıl, , , , ,&lt;br /&gt;Geçti üç yıl&lt;br /&gt;Ey benim 19 yaşım,&lt;br /&gt;Ormanda çam dalları yaktığımız&lt;br /&gt;hep bir ağızdan şarkılar söyleyerek aya baktığımız&lt;br /&gt;gecelerin üstünden........&lt;br /&gt;Ben yine söylüyorum aynı şarkıları&lt;br /&gt;Döndürmedi rüzgar beni havada yaprağa,&lt;br /&gt;ben kattım önüme rüzgarı...&lt;br /&gt;Ve sen ki en yıkılmazları yıkabilirsin,&lt;br /&gt;gözüme bakabilir&lt;br /&gt;elimi sıkabilirsin...&lt;br /&gt;Ve sen ki...&lt;br /&gt;Sen,&lt;br /&gt;BENİM İLK ÇOCUĞUM, İLK HOCAM, İLK YOLDAŞIM&lt;br /&gt;19 YAŞIM&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7745263038531721880-5740307032386463198?l=edebiyatciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=b6a57c451bd54f08&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/feeds/5740307032386463198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7745263038531721880&amp;postID=5740307032386463198' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/5740307032386463198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/5740307032386463198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/2008/01/yaami-otobiyografi-1902de-dodum-doduum.html' title='NAZIM HİKMET RAN'/><author><name>trakya türk dili ve edebiyatı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17262842620141551520</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7745263038531721880.post-2429909516231228489</id><published>2008-01-26T03:58:00.000-08:00</published><updated>2008-01-26T04:30:38.837-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='orhan pamuk nobel ödülü eleştiriler hayatı sanati özel yaşamı'/><title type='text'>Orhan Pamuk Nobel Ödülünü Aldı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yvpuLPIepDU/R5slPGODqSI/AAAAAAAAAAc/VBK0ZwMJqvs/s1600-h/235_1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yvpuLPIepDU/R5slB2ODqRI/AAAAAAAAAAU/jrFsgnq-nsA/s1600-h/20492.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5159758511747606802" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_yvpuLPIepDU/R5slB2ODqRI/AAAAAAAAAAU/jrFsgnq-nsA/s320/20492.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Orhan Ferit Pamuk (d. &lt;a title="7 Haziran" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/7_Haziran"&gt;7 Haziran&lt;/a&gt; &lt;a title="1952" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1952"&gt;1952&lt;/a&gt;,&lt;a title="İstanbul" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°stanbul"&gt;İstanbul&lt;/a&gt;) &lt;a title="Türk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TÃ¼rk"&gt;Türk&lt;/a&gt; romancı. &lt;a title="2006" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2006"&gt;2006&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="Nobel Edebiyat Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nobel_Edebiyat_ÃdÃ¼lÃ¼"&gt;Nobel Edebiyat Ödülünü&lt;/a&gt; kazanarak &lt;a title="Nobel ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nobel_Ã¶dÃ¼lÃ¼"&gt;Nobel ödülü&lt;/a&gt; alan ilk Türk vatandaşı ve bu ödülü alan en genç iki kişiden biri olmuştur. Kitapları 46 dile çevrilmiş ve 100'ü aşkın ülkede yayımlanmıştır. Yazarlıktan başka hiçbir işle uğraşmamıştır. &lt;a title="2005" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2005"&gt;2005&lt;/a&gt; yılında &lt;a class="new" title="Prospect (dergi)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Prospect_%28dergi%29&amp;amp;action=edit"&gt;Prospect&lt;/a&gt; dergisi tarafından dünyanın 100 entelektüeli arasında gösterilmiş, 2006 yılında ise &lt;a title="TIME (dergi)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TIME_(dergi)"&gt;TIME&lt;/a&gt; dergisi tarafından &lt;a title="TIME 100" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TIME_100"&gt;dünyanın en etkili 100 kişisinden&lt;/a&gt; biri seçilmiştir.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-0"&gt;[1]&lt;/a&gt; &lt;a title="Postmodern roman" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Postmodern_roman"&gt;Postmodern romancılar&lt;/a&gt; arasında sayılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-ab7b05c0200d273b" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v20.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dab7b05c0200d273b%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331879535%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D836F460D463F76FD957D0CD6045E52E1631C3458.834B46176EA5B3943F8C932B4E384520F867C503%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dab7b05c0200d273b%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D7j2DujdyaN70--Sp8zcyeArJ3a8&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v20.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dab7b05c0200d273b%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331879535%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D836F460D463F76FD957D0CD6045E52E1631C3458.834B46176EA5B3943F8C932B4E384520F867C503%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dab7b05c0200d273b%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D7j2DujdyaN70--Sp8zcyeArJ3a8&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;ÖZEL YAŞAMI:Orhan Ferit Pamuk &lt;a title="7 Haziran" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/7_Haziran"&gt;7 Haziran&lt;/a&gt; &lt;a title="1952" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1952"&gt;1952&lt;/a&gt;'de varlıklı bir ailenin son çocuğu olarak &lt;a title="İstanbul" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°stanbul"&gt;İstanbul&lt;/a&gt;'un &lt;a title="Moda, Kadıköy" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Moda,_KadÄ±kÃ¶y"&gt;Moda&lt;/a&gt; semtinde özel bir hastanede&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-1"&gt;[2]&lt;/a&gt; dünyaya geldi. Babası da, dedesi ve amcası gibi yüksek mühendisti. Aile servetinin temelini dedesi atmıştı. Babası &lt;a title="IBM" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/IBM"&gt;IBM&lt;/a&gt; firmasının &lt;a title="Türkiye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TÃ¼rkiye"&gt;Türkiye&lt;/a&gt; bölümünde genel müdürlük yapmış olan &lt;a class="new" title="Gündüz Pamuk" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=G%C3%BCnd%C3%BCz_Pamuk&amp;amp;action=edit"&gt;Gündüz Pamuk&lt;/a&gt;, annesi &lt;a title="1700" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1700"&gt;1700&lt;/a&gt;'lü yıllarda &lt;a title="Girit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Girit"&gt;Girit&lt;/a&gt; valiliği yapmış olan İbrahim Paşa'nın soyundan gelen Şeküre Hanım'dır.&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="Orhan Pamuk çalışma esnasında" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Orhan_Pamuk.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Orhan_Pamuk.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Orhan Pamuk çalışma esnasında&lt;br /&gt;Orhan Pamuk, &lt;a title="Cevdet Bey ve Oğulları" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cevdet_Bey_ve_OÄullarÄ±"&gt;Cevdet Bey ve Oğulları&lt;/a&gt; (&lt;a title="1982" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1982"&gt;1982&lt;/a&gt;) kitabındaki gibi bir ev ve ailede, İstanbul'un &lt;a title="Nişantaşı, Şişli" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/NiÅantaÅÄ±,_ÅiÅli"&gt;Nişantaşı&lt;/a&gt; semtinde büyüdü. İlk ve orta öğrenimini sırasıyla &lt;a title="Işık Lisesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/IÅÄ±k_Lisesi"&gt;Işık Lisesi&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Şişli Terakki Lisesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ÅiÅli_Terakki_Lisesi"&gt;Şişli Terakki Lisesi&lt;/a&gt;'nde yaptı. Uzun yıllar ressam olma hayali kurarak &lt;a title="Robert Koleji" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Robert_Koleji"&gt;Robert Koleji&lt;/a&gt;'nde okudu. &lt;a title="İstanbul Teknik Üniversitesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°stanbul_Teknik_Ãniversitesi"&gt;İstanbul Teknik Üniversitesi&lt;/a&gt;'nde okurken, mimar ya da ressam olamayacağına karar verip okulu bıraktı. Devam zorunluluğu olmadığı için yazıya daha çok vakit ayırabileceğini düşünerek &lt;a title="İstanbul Üniversitesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°stanbul_Ãniversitesi"&gt;İstanbul Üniversitesi&lt;/a&gt; Gazetecilik Enstitüsü'ne girdi ve buradan mezun oldu. Ardından başladığı yüksek lisans eğitimini yarım bıraktı. Fakat &lt;a title="Kar (kitap)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kar_(kitap)"&gt;Kar&lt;/a&gt; romanı dışında bu meslekte hiç çalışmadı. (Kar romanı için &lt;a title="Kars" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kars"&gt;Kars&lt;/a&gt;'a gerçekleştirdiği gezilerde o dönem &lt;a title="Sabah (gazete)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sabah_(gazete)"&gt;Sabah&lt;/a&gt; gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı &lt;a class="new" title="Zafer Mutlu" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Zafer_Mutlu&amp;amp;action=edit"&gt;Zafer Mutlu&lt;/a&gt;'nun da yardımıyla kendisine basın personeli tanıtım kartı çıkartmış, romanında kullanacağı Kars'ı daha yakından tanıma amaçlı olan bu gezilerde, şehirdeki halka kendini gazeteci olarak tanıtmıştır.)&lt;br /&gt;Orhan Pamuk &lt;a title="1982" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1982"&gt;1982&lt;/a&gt; yılında Aylın Türegün'le evlendi. &lt;a title="1991" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1991"&gt;1991&lt;/a&gt;'de Rüya isimli bir kız çocuğu sahibi olan çift &lt;a title="2001" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2001"&gt;2001&lt;/a&gt; yılında boşandı. Orhan Pamuk'un ağabeyi &lt;a title="Şevket Pamuk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Åevket_Pamuk"&gt;Şevket Pamuk&lt;/a&gt; İktisat tarihçisi olup &lt;a title="Boğaziçi Üniversitesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/BoÄaziÃ§i_Ãniversitesi"&gt;Boğaziçi Üniversitesi&lt;/a&gt;'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a title="1985" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1985"&gt;1985&lt;/a&gt;-&lt;a title="1988" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1988"&gt;1988&lt;/a&gt; yılları arasında &lt;a class="new" title="Iowa Üniversitesi" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Iowa_%C3%9Cniversitesi&amp;amp;action=edit"&gt;Iowa Üniversitesi&lt;/a&gt; tarafından verilen International Writing Program (IWP) kursuna katıldı. Amacı dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve gelecek vaat eden yazarların &lt;a title="Amerikan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerikan"&gt;Amerikan&lt;/a&gt; hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları olan kurs sonrasında kendi deyimiyle "hayatı değişti". İlk kitabından itibaren yurtiçinde ve yurtdışında ödüller aldı. Kitapları hem çok satıldı hem de edebi açıdan olumlu tepkiler aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZARLIK KARİYERİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Pamuk yazarlığa &lt;a title="1974" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1974"&gt;1974&lt;/a&gt; yılında başladı. &lt;a title="1979" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1979"&gt;1979&lt;/a&gt; yılında ilk romanı olan Karanlık ve Işık ile katıldığı Milliyet Roman Yarışmasında birincilik ödülünü &lt;a title="Mehmet Eroğlu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_EroÄlu"&gt;Mehmet Eroğlu&lt;/a&gt; ile paylaştı. Bu romanı ancak &lt;a title="1982" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1982"&gt;1982&lt;/a&gt; yılında Cevdet Bey ve Oğulları adıyla yayımlandı. &lt;a title="1983" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1983"&gt;1983&lt;/a&gt; yılında bu kitapla &lt;a title="Orhan Kemal Roman Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Kemal_Roman_ÃdÃ¼lÃ¼"&gt;Orhan Kemal Roman Ödülüne&lt;/a&gt; layık görüldü.&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="İstanbul: Hatıralar ve Şehir adlı kitabının kapağı (2003)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Istanbul_Hatiralar_Sehir.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Istanbul_Hatiralar_Sehir.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a title="İstanbul: Hatıralar ve Şehir (kitap)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°stanbul:_HatÄ±ralar_ve_Åehir_(kitap)"&gt;İstanbul: Hatıralar ve Şehir&lt;/a&gt; adlı kitabının kapağı (&lt;a title="2003" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2003"&gt;2003&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Pamuk'un daha sonra yazdığı kitaplar da çok sayıda ödül kazandı. İkinci romanı olan &lt;a title="Sessiz Ev (roman)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sessiz_Ev_(roman)"&gt;Sessiz Ev&lt;/a&gt; &lt;a title="1984" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1984"&gt;1984&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="Madaralı Roman Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/MadaralÄ±_Roman_ÃdÃ¼lÃ¼"&gt;Madaralı Roman Ödülünü&lt;/a&gt; kazandı. Bu romanın Fransızca tercümesi de &lt;a title="1991" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1991"&gt;1991&lt;/a&gt; yılında Prix de la Découverte Européenne ödülüne hak kazandı. &lt;a title="1985" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1985"&gt;1985&lt;/a&gt; yılında yayımlanan tarihi romanı &lt;a title="Beyaz Kale (kitap)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyaz_Kale_(kitap)"&gt;Beyaz Kale&lt;/a&gt; (Bu romanda yazar, Fuad Carım çevirisinin Güncel Yayıncılık'tan Pedro'nun Zorunlu İstanbul Seyahati adlı eserinden intihal yapıldığı iddia edilmektedir. Hatta cümlelerden öte, romanın örgüsüde bahsi geçen romandan alındığı söylenmektedir. ) Bu kitabıyla &lt;a title="1990" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1990"&gt;1990&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="ABD" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD"&gt;ABD&lt;/a&gt;'de Independent Award for Foreign Fiction ödülünü kazandı ve yurtdışında tanınmaya başlandı.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-2"&gt;[3]&lt;/a&gt; Orhan Pamuk, &lt;a title="2002" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2002"&gt;2002&lt;/a&gt; yılında yayımlanan Kar kitabını, &lt;a title="Türkiye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TÃ¼rkiye"&gt;Türkiye&lt;/a&gt;'nin etnik ve politik meseleleri üzerine kurulu bir politik roman olarak tanımlamaktadır. Kar romanı &lt;a title="Amerika" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerika"&gt;Amerika&lt;/a&gt;'da &lt;a title="2004" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2004"&gt;2004&lt;/a&gt; yılında "yılın en iyi 10 kitabından biri" olarak gösterilmiştir. Yıllar geçtikçe Orhan Pamuk'un Türkiye dışındaki ünü artmaya devam etti. &lt;a title="1998" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1998"&gt;1998&lt;/a&gt; yılında yayımlanan &lt;a title="Benim Adım Kırmızı (kitap)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Benim_AdÄ±m_KÄ±rmÄ±zÄ±_(kitap)"&gt;Benim Adım Kırmızı&lt;/a&gt; 24 dile çevrildi ve &lt;a title="2003" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2003"&gt;2003&lt;/a&gt; yılında &lt;a title="İrlanda" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°rlanda"&gt;İrlanda&lt;/a&gt;'nın ünlü International IMPAC Dublin Literary Award ödülünü kazandı.&lt;br /&gt;Romanlarının dışında, yazılarından ve söyleşilerinden seçmelerin ve bir hikâyesinin yer aldığı &lt;a title="Öteki Renkler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ãteki_Renkler"&gt;Öteki Renkler&lt;/a&gt; (&lt;a title="1999" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1999"&gt;1999&lt;/a&gt;) ve &lt;a title="Ömer Kavur" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ãmer_Kavur"&gt;Ömer Kavur&lt;/a&gt;'un yönettiği &lt;a title="Gizli Yüz (film)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gizli_YÃ¼z_(film)"&gt;Gizli Yüz&lt;/a&gt; adlı filmin &lt;a title="Senaryo" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Senaryo"&gt;senaryosu&lt;/a&gt; (&lt;a title="1992" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1992"&gt;1992&lt;/a&gt;) vardır. Bu senaryo, &lt;a title="1990" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1990"&gt;1990&lt;/a&gt; yılında yayımladığı &lt;a title="Kara Kitap (roman)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kara_Kitap_(roman)"&gt;Kara Kitap&lt;/a&gt; romanındaki bir bölümden yola çıkılarak yazılmıştır.&lt;br /&gt;Orhan Pamuk, romancılığının yanısıra insan hakları, düşünce özgürlüğü, demokrasi ve benzeri konulardaki düşüncelerini makaleler ve söyleşiler yoluyla aktarmaktadır. Şubat &lt;a title="2005" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2005"&gt;2005&lt;/a&gt; tarihinde &lt;a title="İsviçre" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°sviÃ§re"&gt;İsviçre&lt;/a&gt;'de yayımlanan Tages-Anzeiger, Basler Zeitung, Berner Zeitung ve Solothurner Tagblatt adlı gazetelerin haftalık eki olarak çıkan Das Magazin dergisine verdiği demeçte ifade ettiği "Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü ama hiç kimse bunları konuşmaya cesaret edemiyor." sözleri &lt;a title="Türkiye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TÃ¼rkiye"&gt;Türkiye&lt;/a&gt;'de büyük eleştirilere neden oldu. Yazar, bu sözlerinden ötürü &lt;a title="TCK 301" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TCK_301"&gt;Türklüğe hakaret suçuyla&lt;/a&gt; 6 ay ila 3 yıl hapis istemiyle mahkemeye verildi. Mahkeme dünya çapında büyük ilgi uyandırdı. Orhan Pamuk'a karşı açılan bu dava &lt;a title="Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TÃ¼rkiye_Cumhuriyeti_Adalet_BakanlÄ±ÄÄ±"&gt;T.C. Adalet Bakanlığı'nın&lt;/a&gt; onayını gerektiriyordu. Bu onay verilmeyince &lt;a title="22 Ocak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/22_Ocak"&gt;22 Ocak&lt;/a&gt; &lt;a title="2006" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2006"&gt;2006&lt;/a&gt; tarihinde mahkeme yetkisizlik kararı verdi ve dava düştü&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-3"&gt;[4]&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;Orhan Pamuk &lt;a title="ABD" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ABD"&gt;ABD&lt;/a&gt;'de yayımlanan &lt;a title="TIME (dergi)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TIME_(dergi)"&gt;Time&lt;/a&gt; dergisinin &lt;a title="8 Mayıs" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/8_MayÄ±s"&gt;8 Mayıs&lt;/a&gt; &lt;a title="2006" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2006"&gt;2006&lt;/a&gt; tarihli sayısının "&lt;a title="TIME 100" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TIME_100"&gt;Time 100: Dünyamızı Biçimlendiren Kişiler&lt;/a&gt;" başlıklı kapak yazısında tanıtılan 100 kişiden biri oldu&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-4"&gt;[5]&lt;/a&gt;. 2007 Mayıs'ında yapılan 60. &lt;a title="Cannes Film Festivali" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cannes_Film_Festivali"&gt;Cannes Film Festivali&lt;/a&gt;'nde jüri üyeliği yapmıştır&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-5"&gt;[6]&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a id="Nobel_.C3.96d.C3.BCl.C3.BC" name="Nobel_.C3.96d.C3.BCl.C3.BC"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;NOBEL ÖDÜLÜ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orhan Pamuk &lt;a title="12 Ekim" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/12_Ekim"&gt;12 Ekim&lt;/a&gt; &lt;a title="2006" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2006"&gt;2006&lt;/a&gt; tarihinde &lt;a title="Nobel Edebiyat Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nobel_Edebiyat_ÃdÃ¼lÃ¼"&gt;Nobel Edebiyat Ödülü&lt;/a&gt;'nü kazanarak &lt;a title="Nobel Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nobel_ÃdÃ¼lÃ¼"&gt;Nobel Ödülünü&lt;/a&gt; kazanan ilk Türk vatandaşı olarak tarihe geçti. Nobel ödüllerini dağıtan &lt;a title="İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°sveÃ§_Kraliyet_Bilimler_Akademisi"&gt;İsveç Akademisi&lt;/a&gt;'ne yakın çevreler Orhan Pamuk'tan ziyade Adonis adıyla tanınan &lt;a title="Suriye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Suriye"&gt;Suriyeli&lt;/a&gt; şair &lt;a title="Ali Ahmet Said" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Ahmet_Said"&gt;Ali Ahmet Said&lt;/a&gt;'e şans tanımaktaydılar. Ancak Akademi'nin 12 Ekim 2006 günü saat 14:00 civarında yayımladığı,&lt;br /&gt;“&lt;br /&gt;2006 Nobel Edebiyat Ödülü 'Kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbiriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulan' Orhan Pamuk'a verilmiştir.&lt;br /&gt;”&lt;br /&gt;şeklindeki basın bildirisiyle Nobel Edebiyat Ödülü'nün Orhan Pamuk'a verildiği resmen açıklandı.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-NobelPrize"&gt;[7]&lt;/a&gt; Pamuk &lt;a title="7 Aralık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/7_AralÄ±k"&gt;7 Aralık&lt;/a&gt; 2006'da, İsveç Akademisi'nde &lt;a title="Babamın Bavulu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/BabamÄ±n_Bavulu"&gt;Babamın Bavulu&lt;/a&gt; başlığı altında hazırladığı Nobel konuşmasını Türkçe yaptı, Türkçe bilmeyen izleyiciler ellerindeki çeviri metinden konuşmayı takip etti, birçok televizyon kanalı konuşmasını canlı yayınladı.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-6"&gt;[8]&lt;/a&gt; Orhan Pamuk ödülünü &lt;a title="10 Aralık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/10_AralÄ±k"&gt;10 Aralık&lt;/a&gt; 2006 günü Stockholm Konser Salonu'nda düzenlenen ödül töreninde &lt;a title="İsveç" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°sveÃ§"&gt;İsveç&lt;/a&gt; kralı &lt;a title="XVI. Carl Gustaf" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/XVI._Carl_Gustaf"&gt;Carl Gustaf&lt;/a&gt;'ın elinden aldı.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-7"&gt;[9]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="Romanc.C4.B1l.C4.B1.C4.9F.C4.B1" name="Romanc.C4.B1l.C4.B1.C4.9F.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ROMANCILIĞI:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="image" title="Benim Adım Kırmızı (1998)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Benim_Adim_kirmizi.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Benim_Adim_kirmizi.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a title="Benim Adım Kırmızı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Benim_AdÄ±m_KÄ±rmÄ±zÄ±"&gt;Benim Adım Kırmızı&lt;/a&gt; (&lt;a title="1998" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1998"&gt;1998&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;Orhan Pamuk'un romancılığı &lt;a title="Postmodern roman" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Postmodern_roman"&gt;postmodern roman&lt;/a&gt; kategorisinde değerlendirilmektedir&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-8"&gt;[10]&lt;/a&gt;. Eleştirmen &lt;a title="Yıldız Ecevit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/YÄ±ldÄ±z_Ecevit"&gt;Yıldız Ecevit&lt;/a&gt; Orhan Pamuk'u Okumak adlı kitabında &lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-9"&gt;[11]&lt;/a&gt;onun &lt;a title="Avangard" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avangard"&gt;avangard&lt;/a&gt; romancılığını değerlendirmektedir. Özellikle Beyaz Kale, Kara Kitap, &lt;a title="Yeni Hayat (roman)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yeni_Hayat_(roman)"&gt;Yeni Hayat&lt;/a&gt;, Benim Adım çıkar ve bize kendisini ve olayların gelişimini anlatır. Aynı şekilde &lt;a class="new" title="Edebiyat tarihçisi" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Edebiyat_tarih%C3%A7isi&amp;amp;action=edit"&gt;edebiyat tarihçisi&lt;/a&gt; &lt;a title="Jale Parla" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Jale_Parla"&gt;Jale Parla&lt;/a&gt; da Don Kişot'tan Günümüze Roman adlı kapsamlı yapıtında&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-10"&gt;[12]&lt;/a&gt;, Benim Adım Kırmızı'dan hareketle Orhan Pamuk'un karşılaştırmalı edebiyat bağlamında irdeler. Parla'ya göre Pamuk, Türk romanının aldığı önemli dönemeçlerin sahibi olan bir yazardır. Doğu-batı sorunsalıyla estetik düzeyde hesaplaşmaya yönelen &lt;a title="Ahmet Hamdi Tanpınar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Hamdi_TanpÄ±nar"&gt;Ahmet Hamdi Tanpınar&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Oğuz Atay" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/OÄuz_Atay"&gt;Oğuz Atay&lt;/a&gt; gibi önemli yazarlardan birisidir Pamuk; bu sorunsalı kültürel ve felsefi içerimleriyle edebiyatına taşımış, özellikle Kara Kitap'ta bu tema bağlamında önemli, çok katmanlı bir edebi metin örneği sergilemiştir.&lt;br /&gt;&lt;a id="Ele.C5.9Ftiriler" name="Ele.C5.9Ftiriler"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ElEŞTİRİLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyetçi kesimlerce sık sık yerilen yazar, &lt;a class="new" title="Derin Dalga" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Derin_Dalga&amp;amp;action=edit"&gt;Derin Dalga&lt;/a&gt; diye adlandırılan, genç &lt;a class="new" title="Vatansever" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Vatansever&amp;amp;action=edit"&gt;vatansever&lt;/a&gt; kesim tarafından "Batı'nın Türkiye'deki kalemi" olarak tanımlanmaktadır[&lt;a title="Vikipedi:Kaynak gösterme" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vikipedi:Kaynak_gÃ¶sterme"&gt;kaynak belirtilmeli&lt;/a&gt;]. Aynı çevrelerde isminin birlikte anıldığı yazarlar arasında &lt;a title="Elif Şafak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Elif_Åafak"&gt;Elif Şafak&lt;/a&gt; ve &lt;a title="Yaşar Kemal" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/YaÅar_Kemal"&gt;Yaşar Kemal&lt;/a&gt; gibi ünlü isimler de yer alıyor. Ayrıca yazılarında &lt;a title="İntihal" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°ntihal"&gt;intihal&lt;/a&gt; (başka eserlerden kaynak göstermeden alıntı) yaptığı iddiaları da gündeme getirilmiştir.&lt;br /&gt;Orhan Pamuk'un &lt;a title="Nobel Edebiyat Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nobel_Edebiyat_ÃdÃ¼lÃ¼"&gt;Nobel Edebiyat Ödülünü&lt;/a&gt; kazanması değişik tepkilerle karşılaştı. Yazarı görüşlerinden dolayı geçmişte eleştirmiş bazı kişiler kazandığı ödülden dolayı tebrik ederken, bazı kişiler ödülün Pamuk'a &lt;a title="Türkiye" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TÃ¼rkiye"&gt;Türkiye&lt;/a&gt;'yi aşağılayıcı tutumundan dolayı verildiği iddiasında bulunarak Pamuk'a sırt çevirmeyi tercih ettiler. Orhan Pamuk Nobel ödülünü almadan on ay önce &lt;a title="19 Aralık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/19_AralÄ±k"&gt;19 Aralık&lt;/a&gt; &lt;a title="2005" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2005"&gt;2005&lt;/a&gt; &lt;a title="Cumhuriyet Gazetesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhuriyet_Gazetesi"&gt;Cumhuriyet Gazetesi&lt;/a&gt;'nde yayımlanan &lt;a title="Erol Manisalı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Erol_ManisalÄ±"&gt;Erol Manisalı&lt;/a&gt;'nın "Orhan Pamuk Nobel'i Garantiledi" başlıklı yazısı Orhan Pamuk nobel ödülünü aldıktan sonra popülerleşti ve Orhan Pamuk'un Nobeli hakkındaki olumsuz eleştiriler bu yönde gelişti. &lt;a title="Banu Avar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Banu_Avar"&gt;Banu Avar&lt;/a&gt;'ın Nobel ile ilgili belgeseli ve &lt;a title="Demirtaş Ceyhun" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/DemirtaÅ_Ceyhun"&gt;Demirtaş Ceyhun&lt;/a&gt;'un yazıları olumsuz yorumlar için örnek sayılabilir. Basında Cumhurbaşkanı &lt;a title="Ahmet Necdet Sezer" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Necdet_Sezer"&gt;Ahmet Necdet Sezer&lt;/a&gt;'in Orhan Pamuk'u kutlamadığına dikkat çekildi&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-11"&gt;[13]&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;Orhan Pamuk'un yargılanmasına sebep olan Kürt ve Ermeniler hakkında söylemiş olduğu sözlerin yanında eserlerinde &lt;a title="Atatürk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/AtatÃ¼rk"&gt;Atatürk&lt;/a&gt; hakkında kullandığı üslup ve yazıları da oldukça eleştirildi. Aşağıdaki paragraf yazarın kitaplarından alıntıdır:&lt;br /&gt;Çocukluğunda kız kardeşiyle tarlada karga kovalayan sapık bir padişah... Sonra kasaba meydanına dolanır, Atatürk heykeline sıçan güvercinleri ayıplar... Atatürk kendini içkiye vermiş meyhane kalabalığına Cumhuriyet'i emanet etmiş olmanın güveniyle gülümsüyordu... Atatürk'ün leblebi zevkinin ülkemiz için ne büyük bir felaket olduğu... &lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-12"&gt;[14]&lt;/a&gt; &lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-13"&gt;[15]&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a name=".C4.B0ntihalci_su.C3.A7lamas.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İNTİHALCİ SUÇLAMASI:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kısım edebiyatçı Orhan Pamuk'un eserlerindeki bazı bölümlerin diğer yazarlara ait başka eserlerden fazlasıyla esinlendiğini savunmakta, özellikle bazı romanlarındaki belli kısımların diğer kitaplardan neredeyse tamamen alıntı olduğunu öne sürmektedir. &lt;a title="Hürriyet Gazetesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/HÃ¼rriyet_Gazetesi"&gt;Hürriyet Gazetesi&lt;/a&gt; yazarı &lt;a class="new" title="Murak Bardakçı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Murak_Bardak%C3%A7%C4%B1&amp;amp;action=edit"&gt;Murak Bardakçı&lt;/a&gt; &lt;a title="26 Mayıs" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/26_MayÄ±s"&gt;26 Mayıs&lt;/a&gt; &lt;a title="2002" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2002"&gt;2002&lt;/a&gt; tarihinde belgeleri ile yazarı sahtecilik ve intihal ile suçlamıştır. Murat Bardakçı'ya göre Orhan Pamuk'un &lt;a title="Benim Adım Kırmızı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Benim_AdÄ±m_KÄ±rmÄ±zÄ±"&gt;Benim Adım Kırmızı&lt;/a&gt; romanı, hikayesi ve anlatım şekli ile Amerikalı yazar &lt;a title="Norman Mailer" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Norman_Mailer"&gt;Norman Mailer&lt;/a&gt;'in Ancient Evenings adlı romanının bir kopyasıdır. Ayrıca suçlamalara göre Orhan Pamuk'un &lt;a title="Beyaz Kale" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyaz_Kale"&gt;Beyaz Kale&lt;/a&gt; adlı romanı &lt;a title="Fuad Carım" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fuad_CarÄ±m"&gt;Fuad Carım&lt;/a&gt;'ın Kanuni Devrinde İstanbul isimli eserinden birebir pasajlar içermektedir.&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_note-14"&gt;[16]&lt;/a&gt; Orhan Pamuk günümüze dek bu konuyla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;a id="Orhan_Pamuk_davas.C4.B1" name="Orhan_Pamuk_davas.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ORHAN PAMUK DAVASI:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar Orhan Pamuk, Das Magazin adlı haftalık İsviçre dergisine verdiği bir röportajda, "Bu topraklarda 30 bin &lt;a title="Kürt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/KÃ¼rt"&gt;Kürt&lt;/a&gt; ve 1 milyon &lt;a title="Ermeni" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ermeni"&gt;Ermeni&lt;/a&gt; öldürüldü. Benden başka kimse bundan bahsetmeye cesaret edemedi" açıklamasında bulununca hakkında &lt;a title="TCK 301" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/TCK_301"&gt;TCK'nın 301. maddesinden&lt;/a&gt; ‘Türklüğe hakaret’ davası açılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;a title="16 Aralık" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/16_AralÄ±k"&gt;16 Aralık&lt;/a&gt; &lt;a title="2005" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2005"&gt;2005&lt;/a&gt;'de ilk duruşması yapılan Pamuk davası &lt;a title="Adalet Bakanlığı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Adalet_BakanlÄ±ÄÄ±"&gt;Adalet Bakanlığı&lt;/a&gt;'ndan beklenen yazı gelmediği için 7 Şubat 2006 tarihine ertelenmişti.&lt;br /&gt;Şişli Asliye Ceza Mahkemesi, bu tür davalar için Adalet Bakanlığı'nın yazılı izninin gerektiğini belirtmiş ve izin verilip verilmediğinin sorulması için bakanlığa yazı yazılmasına karar vermiş, duruşmayı da 7 şubata ertelemişti. Duruşmanın ertelenmesi kararına &lt;a title="AB" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/AB"&gt;AB&lt;/a&gt; yetkililerinden tepki gelmiş, yetkililer birbiri ardına eleştirilerde bulunmuştu.&lt;br /&gt;Dava günü Şişli Adliyesi önündeki Pamuk ve yabancı yetkililere yönelik protesto gösterileri de, Türkiye ve dünya basınında önemli yer tutmuştu.&lt;br /&gt;AB - Türkiye Karma Parlamento Eş Başkanı &lt;a title="Joost Lagendijk" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Joost_Lagendijk"&gt;Joost Lagendijk&lt;/a&gt;, "hükümet, parlamentoya değişiklik yasası getirebilir. Yapılacak şey budur. Türkiye'nin imajına büyük bir zarar vermiştir. Avrupa'da kötü bir imaj doğmuştur. Ünlü bir yazar hakkında dava açarsanız, dışarıda milliyetçiler bu yazarı dövmek için arabasına saldırırsa, burada ciddi bir sorun vardır" demişti.&lt;br /&gt;AP Türkiye Raportörü &lt;a title="Camiel Eurlings" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Camiel_Eurlings"&gt;Camiel Eurlings&lt;/a&gt; de, hükümetin yazar Orhan Pamuk davasını düşürmesi gerektiğini belirterek, hükümet reform taahhüdüne sadık kalmalı şeklinde konuşmuştu.&lt;br /&gt;Türkiye ile AB arasında ciddi gerilime neden olan Orhan Pamuk’un hakkındaki dava &lt;a title="22 Ocak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/22_Ocak"&gt;22 Ocak&lt;/a&gt; &lt;a title="2006" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/2006"&gt;2006&lt;/a&gt; tarihinde düştü.&lt;br /&gt;Adalet Bakanlığı, Şişli İkinci Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazıda, Yeni Ceza Yasası gereği izin yetkisi olmadığını hatırlatarak, Pamuk'un yargılanması için Adalet Bakanlığı’nın izin verdiğine ilişkin belge bulunmadığı gerekçesiyle davanın düşmesine karar vermişti.&lt;br /&gt;&lt;a id="Yay.C4.B1mlanm.C4.B1.C5.9F_eserleri" name="Yay.C4.B1mlanm.C4.B1.C5.9F_eserleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;YAYIMLANMIŞ ESERLERİ:&lt;br /&gt;&lt;a id="T.C3.BCrk.C3.A7e" name="T.C3.BCrk.C3.A7e"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türkçe [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Türkçe" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Orhan_Pamuk&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=9"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;&lt;a title="Cevdet Bey ve Oğulları" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cevdet_Bey_ve_OÄullarÄ±"&gt;Cevdet Bey ve Oğulları&lt;/a&gt;, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1982, &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9754704554"&gt;ISBN 975-470-455-4&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Sessiz Ev" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sessiz_Ev"&gt;Sessiz Ev&lt;/a&gt;, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1983, &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9755102159"&gt;ISBN 975-510-215-9&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Beyaz Kale" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyaz_Kale"&gt;Beyaz Kale&lt;/a&gt;, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1985, &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9754704546"&gt;ISBN 975-470-454-6&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Kara Kitap" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kara_Kitap"&gt;Kara Kitap&lt;/a&gt;, roman, İstanbul, Can Yayınları, 1990, &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9754704538"&gt;ISBN 975-470-453-8&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Gizli Yüz (film)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gizli_YÃ¼z_(film)"&gt;Gizli Yüz&lt;/a&gt;, senaryo, İstanbul, Can Yayınları, 1992, &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9754705038"&gt;ISBN 975-470-503-8&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Yeni Hayat (roman)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yeni_Hayat_(roman)"&gt;Yeni Hayat&lt;/a&gt;, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 1994, &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9754704457"&gt;ISBN 975-470-445-7&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Benim Adım Kırmızı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Benim_AdÄ±m_KÄ±rmÄ±zÄ±"&gt;Benim Adım Kırmızı&lt;/a&gt;, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 1998, &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9754707111"&gt;ISBN 975-470-711-1&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Öteki Renkler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ãteki_Renkler"&gt;Öteki Renkler&lt;/a&gt;, yazılarından ve söyleşilerinden seçmeler, 1999, &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9754707650"&gt;ISBN 975-470-765-0&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Kar (kitap)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kar_(kitap)"&gt;Kar&lt;/a&gt;, roman, İstanbul, İletişim Yayınları, 2002,&lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9754709629"&gt;ISBN 975-470-962-9&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="İstanbul: Hatıralar ve Şehir (kitap)" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°stanbul:_HatÄ±ralar_ve_Åehir_(kitap)"&gt;İstanbul: Hatıralar ve Şehir&lt;/a&gt;, anı, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları (YKY), 2003, &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9750807162"&gt;ISBN 975-08-0716-2&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Orhan Pamuk'un diğer dillerde yayımlanmış eserleri" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk"&gt;Orhan Pamuk'un diğer dillerde yayımlanmış eserleri&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name=".C3.96d.C3.BClleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ödülleri [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Ödülleri" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Orhan_Pamuk&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=10"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;1979 &lt;a class="new" title="Milliyet Roman Yarışması" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Milliyet_Roman_Yar%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1&amp;amp;action=edit"&gt;Milliyet Roman Yarışması&lt;/a&gt; Ödülü Karanlık ve Işık (iki yazar arasında paylaşıldı)&lt;br /&gt;1983 &lt;a title="Orhan Kemal Roman Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Kemal_Roman_ÃdÃ¼lÃ¼"&gt;Orhan Kemal Roman Ödülü&lt;/a&gt; Cevdet Bey ve Oğulları&lt;br /&gt;1984 &lt;a title="Madaralı Roman Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/MadaralÄ±_Roman_ÃdÃ¼lÃ¼"&gt;Madaralı Roman Ödülü&lt;/a&gt; Sessiz Ev&lt;br /&gt;1990 &lt;a class="new" title="Independent Yabancı Roman Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Independent_Yabanc%C4%B1_Roman_%C3%96d%C3%BCl%C3%BC&amp;amp;action=edit"&gt;Independent Yabancı Roman Ödülü&lt;/a&gt; (Birleşik Krallık) Beyaz Kale&lt;br /&gt;1991 &lt;a class="new" title="Prix de la Découverte Européene" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Prix_de_la_D%C3%A9couverte_Europ%C3%A9ene&amp;amp;action=edit"&gt;Prix de la Découverte Européene&lt;/a&gt; (Fransa) Sessiz Ev (Fransızca çevirisi nedeniyle)&lt;br /&gt;1991 &lt;a title="Antalya Altın Portakal" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Antalya_AltÄ±n_Portakal"&gt;Antalya Altın Portakal&lt;/a&gt; film festivali en iyi senaryo Gizli Yüz&lt;br /&gt;2002 &lt;a class="new" title="Prix du Meilleur Livre Etranger" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Prix_du_Meilleur_Livre_Etranger&amp;amp;action=edit"&gt;Prix du Meilleur Livre Etranger&lt;/a&gt; (Fransa) Benim Adım Kırmızı&lt;br /&gt;2003 &lt;a class="new" title="Premio rinzane Cavour" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Premio_rinzane_Cavour&amp;amp;action=edit"&gt;Premio rinzane Cavour&lt;/a&gt; (İtalya) Benim Adım Kırmızı&lt;br /&gt;2003 &lt;a class="new" title="International Impac-Dublin" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=International_Impac-Dublin&amp;amp;action=edit"&gt;International Impac-Dublin&lt;/a&gt; (İrlanda)&lt;br /&gt;2005 &lt;a class="new" title="Prix Medicis Etranger" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Prix_Medicis_Etranger&amp;amp;action=edit"&gt;Prix Medicis Etranger&lt;/a&gt; (Fransa) Kar&lt;br /&gt;2005 &lt;a class="new" title="Alman Kitap Sanatı" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Alman_Kitap_Sanat%C4%B1&amp;amp;action=edit"&gt;Alman Kitap Sanatı&lt;/a&gt;'nın Barış Ödülü (Almanya)&lt;br /&gt;2005 &lt;a class="new" title="Richarda Huch Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Richarda_Huch_%C3%96d%C3%BCl%C3%BC&amp;amp;action=edit"&gt;Richarda Huch Ödülü&lt;/a&gt; (Almanya)&lt;br /&gt;2006 &lt;a class="new" title="Le Prix Méditerranée étranger Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Le_Prix_M%C3%A9diterran%C3%A9e_%C3%A9tranger_%C3%96d%C3%BCl%C3%BC&amp;amp;action=edit"&gt;Le Prix Méditerranée étranger Ödülü&lt;/a&gt; (Fransa) Kar&lt;br /&gt;2006 &lt;a title="Nobel Edebiyat Ödülü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nobel_Edebiyat_ÃdÃ¼lÃ¼"&gt;Nobel Edebiyat Ödülü&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="Kaynaklar" name="Kaynaklar"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar [&lt;a title="Değiştirilen bölüm: Kaynaklar" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Orhan_Pamuk&amp;amp;action=edit&amp;amp;section=11"&gt;değiştir&lt;/a&gt;]&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-0"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" title="http://www.iletisim.com.tr/iletisim/person.aspx?pid=" href="http://www.iletisim.com.tr/iletisim/person.aspx?pid=107" rel="nofollow"&gt;Orhan Pamuk&lt;/a&gt;. &lt;a title="İletişim Yayınları" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ä°letiÅim_YayÄ±nlarÄ±"&gt;İletişim Yayınları&lt;/a&gt;. 30 Kasım 2007 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-1"&gt;^&lt;/a&gt; Orhan Pamuk (2003). İstanbul: Hatıralar ve Şehir. YKY.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-2"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" title="http://books.guardian.co.uk/nobelprize/story/0,,1921391,00.html" href="http://books.guardian.co.uk/nobelprize/story/0,,1921391,00.html" rel="nofollow"&gt;Nobel prize for hero of liberal Turkey stokes fears of nationalist backlash&lt;/a&gt; (Türkçe dilinde). 1 Aralık 2007 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-3"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" title="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=" href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=176501" rel="nofollow"&gt;Orhan Pamuk davası düştü&lt;/a&gt; (Türkçe dilinde). 2006-10-18 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-4"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" title="http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,1187233,00.html" href="http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,1187233,00.html" rel="nofollow"&gt;Orhan Pamuk Teller of the Awful Truth&lt;/a&gt; (İngilizce dilinde). 2006-10-18 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-5"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" title="http://www.hurriyet.com.tr/kultursanat/6363064.asp?gid=" href="http://www.hurriyet.com.tr/kultursanat/6363064.asp?gid=180" rel="nofollow"&gt;Pamuk, Cannes'da jüri üyesi&lt;/a&gt; (Türkçe dilinde). 2007-04-19 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-NobelPrize_0"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" title="http://nobelprize.org/nobel_prizes/literature/laureates/2006/pamuk-bibl-t.pdf" href="http://nobelprize.org/nobel_prizes/literature/laureates/2006/pamuk-bibl-t.pdf" rel="nofollow"&gt;2006 Nobel Yazın Ödülü&lt;/a&gt; (Türkçe dilinde). 2006-10-12 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-6"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" title="http://www.ntvmsnbc.com/news/393375.asp" href="http://www.ntvmsnbc.com/news/393375.asp" rel="nofollow"&gt;Pamuk’tan tarihi konuşma: Babamın Bavulu&lt;/a&gt;. ntvmsnbc.com (7 Aralık 2006). 30 Kasım 2007 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-7"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" title="http://www.ntvmsnbc.com/news/393611.asp" href="http://www.ntvmsnbc.com/news/393611.asp" rel="nofollow"&gt;Nobel, Orhan Pamuk’un ellerinde&lt;/a&gt;. ntvmsnbc.com (10 Aralık 2006). 30 Kasım 2007 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-8"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="new" title="Engin Kılıç" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Engin_K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7&amp;amp;action=edit"&gt;Engin Kılıç&lt;/a&gt; (1999). Orhan Pamuk'u Anlamak. İletişim Yayınları. &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=975470631X"&gt;ISBN 975-470-631-X&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-9"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a title="Yıldız Ecevit" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/YÄ±ldÄ±z_Ecevit"&gt;Yıldız Ecevit&lt;/a&gt; (1996-2004). Orhan Pamuk'u Okumak. İletişim Yayınları. &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9750502205"&gt;ISBN 975-05-0220-5&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-10"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a title="Jale Parla" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Jale_Parla"&gt;Jale Parla&lt;/a&gt; (2000). Don Kişot'tan Günümüze Roman. İletişim Yayınları. &lt;a class="internal" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel:Booksources&amp;amp;isbn=9754707960"&gt;ISBN 975-470-796-0&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-11"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" title="http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=" href="http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&amp;amp;haberID=246900" rel="nofollow" haberid="246900"&gt;Sezer Orhan Pamuk'u kutlamadı&lt;/a&gt; (Türkçe dilinde). 2006-10-18 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-12"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a title="Emin Çölaşan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Emin_ÃÃ¶laÅan"&gt;Emin Çölaşan&lt;/a&gt;. &lt;a class="external text" title="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=" href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5270637&amp;amp;yazarid=5" rel="nofollow" yazarid="5"&gt;Nobel'li 'Türk'... Maskenin arkası&lt;/a&gt; (Türkçe dilinde). Hürriyet Gazetesi. 2006-10-21 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-13"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a title="Fatih Altaylı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fatih_AltaylÄ±"&gt;Fatih Altaylı&lt;/a&gt;. &lt;a class="external text" title="http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=" href="http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=202216" rel="nofollow"&gt;Ahmet Taner Kışlalı'nın Kaleminden Orhan Pamuk&lt;/a&gt; (Türkçe dilinde). Haber Vitrini. 2006-10-21 tarihinde erişildi.&lt;br /&gt;&lt;a title="" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk#_ref-14"&gt;^&lt;/a&gt; &lt;a class="external text" title="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=" href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=74394&amp;amp;yazarid=28" rel="nofollow" yazarid="28"&gt;Murat Bardakçı'nın 26 Mayıs 2002 tarihli yazısı&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7745263038531721880-2429909516231228489?l=edebiyatciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/feeds/2429909516231228489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7745263038531721880&amp;postID=2429909516231228489' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/2429909516231228489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/2429909516231228489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/2008/01/orhan-pamuk-nobel-dln-ald.html' title='Orhan Pamuk Nobel Ödülünü Aldı'/><author><name>trakya türk dili ve edebiyatı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17262842620141551520</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yvpuLPIepDU/R5slB2ODqRI/AAAAAAAAAAU/jrFsgnq-nsA/s72-c/20492.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7745263038531721880.post-660805222188454855</id><published>2008-01-11T08:31:00.000-08:00</published><updated>2008-01-11T08:33:41.810-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat yeni edebiyat yeni türk edebiyatı'/><title type='text'>Yeni Türk Edebiyatı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;EDEBİYATIN VARLIGI VE AMACIİnsanın ve toplumların kendilerini ifade edebilmelerinin en etkin yollarından biri olan ede&amp;shy;biyat, toplum yaşantısından doğan bütün olay, duygu ve düşünceleri kapsayan bir sanat dalıdır. Bu nedenle, edebiyatla sosyal yapı arasında önemli bir ilgi ve etkileşim vardır. Bu ilgi ve etkileşim sonucu toplumların geçirdiği aşamalar edebiyata yansımış ve edebiyat dönemleri ile edebi akımlar oluşmuştur.1- Edebiyatla Sosyal Yapı Arasındaki İlgi ve EtkileşimKonumuza başlarken önce edebiyatın tanımını yapalım, edebiyatla ilgili kavramları kısaca tanıtalım; sonra edebiyatla sosyal yapı arasındaki ilgi ve etkileşime değinelim.Edebiyat, insan ve toplum yaşantısından doğan bütün olay, duygu, düşünce ve hayal1e&amp;shy;rin söz ve yazı ile güzel ve etkili bir biçimde anlatılması sanatıdır.Edebiyatla ilgili, edebiyat hakkında yazılmış dil ürünlerine edebi eser denir.Edebiyat ve edebi terimleri, ustalıklı ve incelikli söz anlamına gelen Arapça edeb kökünden gelir.Edebiyat aynı zamanda, edebiyat sanatının kuralları ve ürünleri ile uğraşan bir bilim dalıdır. Bu bilim dalına Edebiyat Tarihi denir.Edebiyat tarihi, edebiyat eserlerini ve edebiyatçıları tarihi gelişim içinde inceleyen bilim dalıdır.Edebiyat tarihlerini ve edebiyat tarihinin konusunu oluşturan edebi eserleri incelediğimiz zaman, edebiyatla sosyal yapı arasında büyük bir ilgi ve etkileşim olduğunu görürüz.Toplumların yönlendirilmesinde önemli bir katkısı olan edebiyat, düşüncelerimizi geliştirir, duygularımızı zenginleştirir; insanın kendini tanımasını sağlar. Evrensel bir nitelik taşıyan edebiyat, aynı zamanda toplumları birbirine yaklaştırır.Toplumların eğitiminde ve gelişmesinde önemli bir rolü olan edebiyat, toplum hayatı ile yakından ilgilidir. Toplumdaki tüm gelişmeler ve değişimler de, olduğu gibi edebiyata yansır. Edebi eserler kaynağını sosyal yapıdan alır.Sonuç olarak; tüm edebiyat ürünleri toplumlaı1 etkileyerek, onların gelişmelerine ve değişimlerine katkıda bulunurken; toplumların yüzyıllar boyunca geçirdiği aşamalar da edebiyat eserlerine yansır.2- Edebiyatla Düşünce Akımları Arasındaki İlişkiler ve Edebi Akımlar Edebiyatla sosyal yapı arasındaki ilgi ve etkileşimi, evrensel bir nitelik taşıyan edebiyatın toplumları birbirine yaklaştırdığını bir önceki konuda belirttik.Edebi eserleri incelediğimiz zaman, ilk çağlarda bile toplumların birbirinden etkilendiğini görüyoruz. İlk edebiyat ürünleri olan destanlar, buna en güzel örnektir.Toplumları yönlendiren ve geliştiren tüm düşünce akımları doğrudan edebiyata yansımıştır. Sözgelimi Rönesans'ın sonucunda, Eski Yunan ve Latin kaynaklarını esas alan Klasisizm, Fransız Devriminin getirdiği demokrasi, özgürlük, insan severlik gibi kavramların or&amp;shy;taya çıkmasıyla Romantizm, Pozitivizm (Müsbet İlim) in sonucunda ise Realizm Ortaya çıkmıştır.Avrupa'da Rönesans'tan sonra arka arkaya ortaya çıkan ve bizim edebiyatımızda da Tan&amp;shy;zimat'tan sonra etkisini gösteren başlıca edebiyat akımları şunlardır: Klasizm, Romantizm, Rea&amp;shy;lizm, Naturalizm, Sür-realizm, Parnasizm, Sembolizm vb.dir.3- Tanzimat Fermanı'ndan Günümüze Uzanan Türk Edebiyatı'nın Dönemleri13. yüzyıldan 19.yüzyılın ortalarına kadar süren Klasik Türk edebiyatı Şeyhi, Ali Şir Nevai, Fuzuli, Baki, Nef'i, Nedim gibi şairlerle birbirinden güzel eserler vermiş, 19.yüzyılın orta&amp;shy;larında varlığını tamamlayarak yerini "Batı Edebiyatı Etkisindeki Türk Edebiyatı"na bırakmıştır.Batı edebiyatı etkisindeki Türk edebiyatı Tanzimat'ın ilanından sonra başlar"; günümüze kadar" oluşan edebiyat dönemlerini kapsar.Bu dönemleri şöyle sıralayabiliriz:Batı Edebiyatı Etkisindeki Türk Edebiyatı DönemleriI- Tanzimat Edebiyatı (1860–1896)a) 1. Dönem b) 2.DönemII- Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun) 1896–1901III- Fecr-i Ati (1901–1911)IV- Milli Edebiyat Akımı (1911–1918) V- Milli Mücadele Dönemi (1918–1923)a) 1940 Yılına kadar Türk Edebiyatıb) Son Dönem Türk Edebiyatıc) Günümüz Halk EdebiyatıXIX. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI19. yüzyılda Divan edebiyatı ve Halk edebiyatı yüzyıllar süren etkinliklerini yitirmiş, Tan&amp;shy;zimat Fermanı'nın ilanından sonra (19.yüzyılın ikinci yarısında) yerlerini Batı edebiyatı etkisinde gelişen Tanzimat edebiyatına bırakmıştır.1-XIX. Yüzyıl Türk Edebiyatı a) Genel Özellikleri1- 19. yüzyılda Divan edebiyatı olarak da adlandırdığımız Klasik Türk edebiyatı etkin&amp;shy;liğini yitirmiş, şairler kendilerinden öncekileri taklitten öte gidememiş1erdir. Ancak Enderunlu Vasıf, Yenişehirli Avni, Keçecizade İzzet Molla gibi sanatçılarımız edebiyatımıza bazı yenilikler ge&amp;shy;tirerek Divan edebiyatının bir süre daha devam etmesini sağlamışlardır.2- Bu yüzyılda Divan şairleri, halkın kullandığı deyimleri, sözcükleri kullanarak halk şiiri özelliklerini. Divan şiirine getirmişlerdir.3- Buna karşılık 19.yüzyılda, Halk şairleri Divan şiirinin etkisinde daha çok kalmış; bu et&amp;shy;kiyle aruz ölçüsünü kullanmış, Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalara daha fazla yer vermişlerdir.4- 19.yüzyılın ikinci yarısında Divan ve Halk edebiyatları etkisini yitirmiş, yerlerini Batı edebiyatı etkisinde gelişen Tanzimat edebiyatına bırakmıştır.5- Tanzimat edebiyatı ile birlikte toplumcu bir sanat anlayışı benimsenmiş; hak, adalet, özgürlük gibi kavramlar edebiyatımıza yerleşmiştir.6- Yine Tanzimat edebiyatı ile Batı edebiyatını etkileyen Klasizm, Romantizm, Realizm gibi edebi akımlar bizim edebiyatımızı da etkilemiş; roman, hikâye, tiyatro, makale gibi yeni türler ilk kez edebiyatımızda yer almıştır.b) Manzum Eserler19.yüzyılda, Divan ve Halk edebiyatları eski etkilerini yitirmiş, özellikle Divan şairleri söyleyiş yönünden güçlü şiirler ortaya koyamamışlardır.Bu yüzyılda Divan şairleri halka yaklaşır ve halk şiirinin özelliklerinden yararlanırken; Halk şairleri de divan şiirinin söyleyiş özelliklerine yaklaşmışlardır.Divan şairleri "mahallileşme" akımının sonucu halkın kullandığı söyleyiş özelliklerinden yararlanmış, deyimleri bol bol kullanmışlardır.Bu yüzyılın Divan şairlerinin başlıcaları Yenişehirli Avni, Enderunlu Vasıf ve Keçecizade İzzet Molla'dır.Yenişehirli A Avni Divan geleneği ile yetiştiği halde, Halk şiirinden de etkilenmiştir.Şiirlerinde Mevlana tarikatına (Mevlevilik) mensup olduğu için Tasavvufun izleri görülür,Aynı yüzyılda yaşayan Enderunlu Vasıf ise I8.yüzyıl Divan şairi olan Nedim'in tarzını devam ettirmiş; sade, içten bir anlatım kullanmıştır. Şiirlerinde İstanbul'u anlatmış, Nedim gibi zevk ve eğlenceden, neşeden söz eden şiirler yazmıştır. Bu yüzyılın diğer Divan şairleri gibi halk söyleyişlerini kullanmıştır.Edebiyatımızda "Mihnet-i Keşan" adlı mesnevisiyle tanınan Keçecizade İzzet Molla, Divan şiirine birçok yeni kavramlar getirmiştir. "Mihnet-Keşan" konu ve tema bakımından yeni bir eserdir. Bu eserinde şair başından geçen bir olayı anlatarak psikolojik yorumlar yapmıştır.19.yüzyılın en önemli Halk şairleri Dadaloğlu, Seyrani, Bayburtlu Zihni ve Erzurumlu Emrah19.yüzyılın güçlü Halk şairlerinden Dadaloğlu, Avşar Türkleri arasından yetişmiş ve onların acılarını dile getirmiştir. Şiirlerinde yiğitlik, haksızlığa karşı gelmek, adalet gibi kavramlarla aşk, güzellik ve doğa ile ilgili konuları işlemiştir.Bu yüzyılın önemli şairi Seyrani, "taşlama"ları ile tanınır. Çevresinde gördüğü ak&amp;shy;saklıkları, ahlaksızlıkları, haksızlıkları ince bir mizahla taşlamalarında dile getirmiş, devletin en üst kademelerinde bulunanları bile yanlışlarından dolayı korkmadan eleştirmiştir.19.yüzyılda Divan tarzında da şiirler yazan, ama asıl halk şiirine ait "koşma"larıyla tanınan ve sevilen şairimiz Bayburtlu Zihni, iyi bir eğitim görmüştür.Divan şiirinin etkisiyle Arapça ve Farsça sözcükleri kullanmıştır. Lirik, içten bir anlatımı vardır.Bayburtlu Zihni gibi Halk şiirine Divan şiiri öğelerini getiren bir diğer Halk şairimiz de Erzurumlu Emrah'tır. Kendisinden sonra birçok halk şairini etkileyen Erzurumlu Emrah Arapça ve Farsça sözcüklere yer vermesine rağmen Türkçeyi başarıyla kullanmış, şiirlerini lirik ve içten bir anlatımla söylemiştir.c) Mensur EserlerDivan edebiyatında nazım hep ön planda olmuş, ancak 15.yüzyıldan sonra nesir gelişmeye başlamıştır. 19.yüzyılda ise nesir türlerinin daha ön plana geçtiğini görüyoruz.Bu yüzyılın nesir türündeki önemli eserleri Yirmi sekiz Çelebi Mehmet'in "Sefa&amp;shy;retname"si ile "Mütercim Asım Tarihi"dir. Mütercim Asım'ın bu kitabı, yakın tarihimizi anla&amp;shy;tan önemli bir eserdir.XIX. YÜZYIL DÜNYA EDEBİYATIAvrupa'da Rönesans'la her alanda başlayan gelişmeler edebiyata da yansıdı. 17.yüzyılda, kaynağını Eski Yunan ve Latin eserlerinden alan klasik b ir edebiyat anlayışı oluştu. 1789 Fransız devriminden sonra ise birbirinden farklı yeni edebiyat anlayışları ortaya çıktı. Ede&amp;shy;biyatta önemli gelişmeler ve büyük bir canlılık oluştu.Avrupa'da, özellikle Fransa'da başlayan bu gelişmeler daha sonra bütün dünyaya yayıldı.1- 19.yüzyıl Dünya Edebiyatının Genel ÖzellikleriRönesans, XV. ve XVI. yüzyıllarda Avrupa'nın "altın çağı" olmuştur. Bu dönemin yazar&amp;shy;ları, öncelikle Eski Yunan ve Latin edebiyat eserlerini örnek almışlar; ancak bu örneklere Yeniçağ'ın tüm düşünce özelliklerini ve yeniliklerini de katarak, çok güzel ve özgün eserler ortaya koymuşlardır.Yaşadıkları toplumun ürünü olan edebiyatçılar, ait oldukları toplumlara siyasal, sosyal, kültürel gelişimlerini yansıtırlar. Sanatçılar, bu kavramları yansıtırken hep arayış içinde olmuşlar ve toplumda beliren eğilimlere göre bu arayışlarını sürdürmüşler. Sanatçıların toplum psikolojisine göre bu eğilimlere şekil vermesiyle yeni biçimler, türler, karakterler ortaya çıkmış, böylece edebi akımlar oluşmuştur.Edebiyatta görüş, duyuş, anlayış farklılıklarından oluşan çığırlara edebi akım denir.Avrupa'da, özellikle Fransa'da ortaya çıkan bu edebi akımlar, zamanla bütün dünya ede&amp;shy;biyatlarını etkilemiş, Tazimattan sonra da bizim edebiyatımızda etkisini göstermiştir Edebi akımlardan Romantizm, Realizm ve Sembolizm ile bu akımlardan etkilenmiş, Dünya edebiyatının seçkin sanatçılarından birkaçı hakkında bilgi verelim:2- Romantizm Edebiyat Akımı- Victor Hugo17.yüzyılda ortaya çıkan Klasisizm akımının sanatçıyı sıkan belirli kuralları vardır.İşte, sanatçıyı sıkan bu kuralcılığa bir tepki olarak 19.yüzyılda Romantizm akımı doğmuştur.Akıl ve sağduyuya dayanan Klasisizm'e karşılık, Romantizm'de hayaller, duygular ve coşkular önem kazanmıştır.Romantizm'de kişiler çevreleri içinde ele alınmış, gerçekler tüm yönüyle verilmiştir.Romantizm akımının öncüsü ünlü Fransız yazarı Victor Hugo’dur.Victor Hugo, "Cromwell" adlı tiyatro eserinin önsözünde Romantizm'in ilkelerini belirtmiş, "Hernani" dramının oynanmasından sonra da Romantizm, kesin zaferini kazanmıştır.Şiir, tiyatro, roman türünde eserler veren Victor Hugo, eserlerinde özgürlük, vatan sevgi&amp;shy;si, demokrasi, insanlık gibi toplumsal kavramları savunmuş, doğaya önem vermiş, insan ilişkilerindeki duygusallığı, heyecanları ve coşkuyu işlemiştir.Victor Hugo'nun anlatımı akıcı ve sürükleyicidir. Zengin ve güçlü bir söyleyişle yazmıştır.Sefiller ve Notre Dame'nin Kamburu adlı romanları, Victor Hugo'nun Dünya Klasikleri içinde yer alan çok önemli eserlerindendir 3- Realizm Edebiyat Akımı- Tolstoy-StendhalRealizm, 19.yüzyılın ikinci yansında Romantizme tepki olarak doğmuş bir edebiyat akımıdır.19.yüzyılda deneysel bilimlerin gelişmesiyle oluşan Realizm, insanın ve toplumların hayatının bütün oluş çizgilerini nedenleriyle görmek, göstermek, isteyen; yani gerçeği olduğu gibi anlatmayı amaç edinen edebiyat akımıdır.Realizm, Romantizme karşı kesin Üstünlüğünü, Fransız yazan Gustave Flaubert'in "Madam Bovary" adlı eseri ile kazandı.Önce Fransa'da ortaya çıkan Realizm, daha sonra bütün Dünya edebiyatlarını etkilemiştir. Honore de Balzac, Guy de Maupassant, Stendhal, Tolstoy, Dostoyevski, Çehov, Char&amp;shy;les Dickens, John Steinbeck realist yazarlardandır.Dünya edebiyatının en seçkin sanatçılarından birisi Rus yazarı Tolstoy'dur.Dram türünde de eserleri olmasına rağmen, Tolstoy'un asıl gücü romanlarındadır. Halkı çok iyi tanıyan Tolstoy, romanlarında çok başarılı karakterler yarattı. Toplumdaki dengesizlikleri, eşitsizlikleri, memleketinin hayatını ve özelliklerini realist bir görüşle yazdığı romanlarında, çok canlı bir biçimde anlattı.Tolstoy görüşlerini keskin bir gözlem gücüyle, yapmacıklıktan uzak, sade ve son derece akıcı bir anlatımla dile getirdi"Harp ve Sulh" "Diriliş", "Anna Karenina" Dünya edebiyatının seçkin örneklerindendirDünya edebiyatının bir diğer önemli yazarı, Realizm edebi akımının öncülerinden olanFransız yazar Stendhal'dir. Gezi, anı, deneme, hikâye ve roman türlerinde eserler veren Stendhal'in en başarılı olduğu alan romandır. İlk ve en önemli eseri olan "Kırmızı ve Siyah" ilk psikolojik romandır ve Dünya edebiyatının en büyük eserlerindendir.İnsanlar hakkında eşsiz deneyimler kazanan, çevresini çok iyi gözlemleyen Stendhal, bütün birikimlerini roman ve hikâyelerinde başarıyla kullandı.Stendhal'in yalın, sade, gerçekçi ve etkileyici bir anlatımı vardır.4- Parnasizm ve Sembolizm Edebiyat Akımları-Paul VerlaineRealizm edebiyat akımının şiirdeki biçimine Parnasizm denir. Parnasizm şiirdeki gerçekçiliktir."Sanat için Sanat" görüşünü benimseyen Parnasyen şairler, duygudan çok tasvire, düşünceye, biçim ve söyleyiş güzelliğine önem vermişlerdir.Sembolizm ise 19.yüzyılın ikinci yarısında Parnasizm'e tepki olarak doğan bir diğer edebi akımıdır.Sembolizm doğrudan doğruya anlatılması mümkün olmayan ince, derin duyguların ve coşkunlukların sembollerle ve seçkin sözlerin yarattığı müzikle dile getirilmesini isteyen bir ede&amp;shy;biyat akımıdır.Sembolizm'de doğa değil, onun insan ruhunda bıraktığı izlenimler anlatılır. Anlam kapalıdır. Sözler anlamları ile değil, yaratacakları ahenkle, müzikle önemlidir.Paul Verlaine, Baudelaire, Arthur Rimbaud bu akımın öncülerindendir.BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATITANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATIAvrupa'da Rönesans'la her alanda başlayan gelişmeler, edebiyatta da kendini göstermiş, 17,yüzyıldan sonra arka arkaya çıkan edebi akımlar, Batı edebiyatı ile birlikte bütün dünya ede&amp;shy;biyatlarını etkilemiştir,Tanzimat'ın ilanıyla, aydınlarımız Avrupa kültürünü yakından tanımış ve 19.yüzyılın ikin&amp;shy;ci yarısından itibaren Batı edebiyatını örnek almışlardır.Batı etkisiyle gelişen edebiyat dönemlerimizin ilki, Tanzimat edebiyatıdır.1- Genel ÖzelliklerOsmanlı devleti XIX. yüzyılda içte ve dışta meydana gelen karışıklıklarla iyice zayıflamış, her alanda gelişen Avrupa devletlerinin karşısında güçsüz kalmıştır.Bu durumda, Osmanlı devlet adamları gelişmelere ayak uydurabilmek için, Batı ülkelerinin bilim ve teknolojisinden yararlanmak istemişlerdir. 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı, bu amaçla hazırlanmıştır.Tanzimat'ın ilanıyla Batı kültürünü ve sanatını yakından tanıyan aydınlar, düşüncelerini edebiyat aracılığıyla halka aktarmaya çalışmışlardır~ Böylece edebiyatımızda yeni bir dönem başlamıştır.Batı etkisinde gelişen bu dönemlerin ilki, Tanzimat dönemi Türk edebiyatıdır.2- Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı (1860–1876)I.Dönem sanatçıları "toplum için sanat" görüşünü benimsemiş, bunun sonucunda halkın anlayabileceği bir dilin kullanılmasını savunarak, toplumsal konulan işlemişlerdir.Vatan, millet, özgürlük, hak, uygarlık, adalet, eşitlik gibi kavramlar edebiyatımıza Tanzi&amp;shy;mat'la girmiş; ayrıca bu dönem sanatçıları, halkın eğitim görevini de üstlenmişlerdir.I.Dönem Tanzimat sanatçıları şiirin konusunu ve özünü değiştirdikleri halde, biçim olarak eski geleneğe (Divan edebiyatı) bağlı kalmışlardır.Bu dönemde Batı edebiyatından ilk çeviriler yapılmış, bu çevirilerin sonucunda roman, hikâye, tiyatro, makale, eleştiri gibi türler edebiyatımıza girmiştir.Gazetecilik, Tanzimat döneminde gelişmiş, ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval, Şinasi ve Agâh Efendi tarafından 1860'da çıkarılmıştır. Bu tarih (1860), Tanzimat edebiyatının da başlangıcı sayılmıştır.Ziya Paşa, Namık Kemal ve Şinasi 1.Dönem Tanzimat edebiyatının en önemli temsilcileridir.a) Manzum Eserler:I.Dönem Tanzimat sanatçıları şiirin konusunu ve özünü tamamen değiştirmiş; şiire vatan, millet, özgürlük, insan sevgisi, eşitlik, adalet gibi toplumsal kavramları getirmişlerdir. Ancak şiirin biçimini tam olarak değiştirememişlerdir. Nazım birimi, olarak beciti aruz ölçüsünü, kaside, gazel, murabba gibi Divan edebiyatı nazım biçimlerini kullanmışlar; sadece kaside nazım biçimindeki klasik kaside bölümlerini kullanmamışlardır.NAMIK KEMAL"Vatan şairi" diye de anılan Namık Kemal'in, toplumsal konulan ve kavramları işlediği coşkulu şiirleri; güçlü ve heyecanlı söyleyişi ile edebiyatımızda önemli bir yeri vardır.Biz Onun vatan sevgisi, özgürlük gibi toplumsal kavramları işlediği Hürriyet Kaside'sinden aldığımız örnek beyitleri inceleyeceğiz.Hürriyet Kasidesi1- Görüp ahkâm-ı asr-ı münharif sıdk u selamettenÇekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten2- Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmettenMürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten3- Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsinDönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten4- Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâ-yı hürriyetÇalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten5- Ne efsunkâr imişsin, ah ey didâr-ı hürriyetEsir-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esarettenNâmık KemâlBeyitlerin Açıklaması:1- Devrin hükümlerini doğruluktan sapmış görüp hükümetteki görevimizden değerimizi koruyarak ve şerefimizle çekildik. 2- Kendini insan bilenler halka hizmet etmekten usanmaz. İnsan sevgisiyle dolu olanlar zulüm görmüş, zavallı kimselere yardım etmekten çekinmezler.3- Felek her türlü cefa (eziyet) sebeplerini toplayıp gelsin; (eğer) millet yolundaki kararlı gidişimden dönersem kahpeyim.4- Zulüm ve zalimlik ile özgürlüğü yok etmek mümkün değildir. Gücün yeterse in&amp;shy;sanlıktan düşünceyi kaldır.5- Ey özgürlüğün güzel yüzü, sen ne büyüleyici imişsinEsirlikten kurtulduk, ama bu kez de senin (özgürlüğün) esirin olduk.Kelimeler:âdemiyyet: İnsanlık ahkâm: Hükümlerahkâm-ı asr-ı münharif: Doğruluktan sapmış asrın hükümleri azîmet: Yola çıkış, gidiş, kararlı gidişbab-ı hükümet: Hükümet kapısıbîdad: Adaletsizdidâr: Güzel yüzefsunkâr: Büyüleyiciesbab-ı cefa: Cefa sebepleriesâret: Esirlik, kölelik, tutsaklıkiânet: Yardımidrâk: Düşünme yeteneğiimhâ-yı hürriyet: Hürriyeti yok etmek muktedir olmak: Gücü yetmek mürüvvet-mend: İnsaniyetli, insanı seven.Açıklamalar:Bu dörtlüklerde dürüstlük, onurlu olmak, insan sevgisi, adalet, vatan ve millet sevgisi ile özgülük gibi kavramlar işlenmiştir.Şiir, beyitlerle ve aruz ölçüsü ile yazılmıştır. Nazım biçimi "kaside"dir; ancak klasik ka&amp;shy;sidelerdeki gibi bu beyitlerde övülen bir devlet büyüğü değil; vatan, millet, özgürlük gibi toplumsal kavramlardır.Hürriyet Kaside'sinin tamamı 29 beyittir.Namık Kemal (1840–1888)Çocukluk ve ilk gençlik yıllarında Divan edebiyatı geleneği ile yetişen Namık Kemal, Şinasi ile tanıştıktan sonra Batı sanat ve kültürüne yönelmiş, halkı aydınlatmak ve eğitmek amacıyla toplumsal konuları işlemiştir.Şinasi ile Tasvir-i Efkâr gazetesini, daha sonra da Hürriyet ve İbret gazetelerini çıkarmış, şiirler yazmış; roman, tiyatro, tarih ve eleştiri türlerinde eserler vermiştir. "Vatan-yahut-Si1istre" adlı piyesinin yankıları büyük olmuş; bunun üzerine Kıbrıs adasındaki Magosa kalesinde, 38 ay (1873) hapsedilmiştir.Tanzimat döneminin en önemli düşünce ve sanat adamlarından olan Namık Kemal, ede&amp;shy;biyatı düşüncelerini halka yaymak için bir araç olarak kullanmıştır.Namık Kemal'in "İntibâh" romanı, edebiyatımızda ilk edebî roman olma özelliğini taşır.b) Mensur EserlerTanzimat'ın 1. döneminde nazımda olduğu gibi, nesir türlerinde de toplumsal konulara ağırlık verilmiş, Divan edebiyatının (Klasik: edebiyat) aksine nesir ön plana geçmiştir.Gazeteciliğin gelişmesi ile gazeteye bağlı yazı türleri de ortaya çıkmış (makale, fıkra, eleştiri), Türk düşünce hayatı özel gazeteler aracılığıyla büyük aşamalar geçirmiştir.İlk tiyatro eseri, Şinasi'nin bu dönemde yazılan "Şair Evlenmesi'" adlı, bir perdelik ko&amp;shy;medisidir. Tiyatro türüne Şinasi'nin yanı sıra Namık Kemal dramlarıyla, Ahmet Vefik Paşa ise Mo&amp;shy;liere'den çevirdiği ve adapte ettiği eserleri ile büyük katkıda bulunmuştur.İlk çeviriler yapılmış, bu çevirilerin sonucunda roman ve hikâye türleri gelişmiştir. Ayrıca tarih, edebiyat tarihi ile ilgili ilk çalışmalar Tanzimat'la başlamıştır. Ahmet Mithat Efendi roman ve hikâyeleri ile bu türleri halka sevdirmeye çalışmıştır.ŞİNASİ (1826–1871)Şinasi Tanzimat dönemine sanatçı kişiliğinden çok, düşünceleri ile damgasını vurmuş bir edebiyatçımızdır.İlk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval’i Agâh Efendi ile çıkaran Şinasi, ilk makaleyi de bu gazetede Mukaddime (önsöz) adıyla yayımlamıştır. 1860'da çıkardığı Tercüman-ı Ahval'den sonra, 1862'de Tasvir-i Efkâr gazetesini çıkarmıştır.İlk tiyatro eseri olan "Şair Evlenmesi" Şinasi tarafından yazılmış, bir perdelik- komedidir. Türk atasözlerini toplayan, La Fontaine'in fabl’larını Türkçeye çeviren, sözlük çalışması yapan Şinasi'nin şiirleri de vardır. Mustafa Reşit Paşa'ya yazdığı "Kaside"si çok ünlüdür'.3- Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı II (1876–1896)Tanzimat'ın I.döneminde "toplum için sanat" görüşünü benimseyen sanatçılar, toplu&amp;shy;mu aydınlatmak için edebiyatı bir araç olarak görmüşler, halkı eğitmek ve geliştirmek amacıyla eserler vermişlerdir.1878'de Meclis-i Mebusan, Sultan II. Abdülhamit tarafından kapatılır ve Meşrutiyete son verilir. Hemen ardından Tanzimat Fermanıyla toplumsal yaşamda sağlanan bazı özgürlükler kısıtlanır ve Osmanlı devleti 33 yıl süren bir baskı rejimi ile yönetilmeye başlanır.a) Manzum Eserler:Böyle bir ortamda toplumsal sorunları dile getiremeyen II. dönem Tanzimat sanatçıları bi&amp;shy;reysel konulara yönelmiş ve "sanat için sanat" anlayışını benimsemişlerdir.Bu anlayışın sonucunda dilde sadeleşme çabalan bırakılır ve dil ağırlaşır. Açık anlatım yerini, kapalı ve sanatlı bir anlatıma; toplumsal konular da bireysel konulara bırakır. Ancak bu dönem sanatçıları bazı tür ve biçimlerde önemli yenilikler yapmışlardır. Bazı nazım biçimleri bırakılarak Batı'dan alınan yeni nazım biçimleri kullanılmıştır.Tanzimat'ın II. dönem şair ve yazarlarının başlıcaları Abdülhak Hâmid Tarhan, Recaizâde Mahmut Ekrem ve Samipaşazâde Sezai'dir.ABDÜLHAK HAMİD TARHANTanzimat edebiyatının önemli sanatçılarından birisi olan Abdülhak Hâmid, özellikle ede&amp;shy;biyatımıza getirdiği yeni kavramlar ile şiirimizi biçimsel açıdan yenileştirmesiyle dikkati çeker.Onun "Makber" adlı şiiri, sanatçının bu yönlerini tanıtması açısından önemlidir.MAKBEREyvâh... ne yer, ne yâr kaldı,Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı.Şimdi buradaydı, gitti eldenGitti ebede, gelip ezelden.Ben gittim, o hâksâr kaldı,Bir gûşede târmar kaldı;Bâkî o enîs-i dilden, eyvah!...Beyrut'ta bir mezar kaldı.A.HâmidKelimeler:bâkî: kalan, artık, bundan başka. hâksâr: Toz toprak içinde,ebed: Sonu olmayan gelecek. enîs-İ dil: Gönül arkadaşıezel: Başlangıcı olmayan geçmiş zaman.gûşe: Köşetârmar: Dağınık:AçıklamalarYukarıdaki bent Abdülhak Hâmid'in "Makber" adlı eserinden alınmıştır. Bu eser, şairin kansı Fatma Hanım'ın ölümü Üzerine yazdığı, karısının ölümünden duyduğu acının yanı sıra ölüm, din, felsefe ile ilgili görüşlerini belirttiği manzum bir mersiyedir. Makber sekizer mısralık 295 bentten oluşmuştur.Örnek metinde şair, karısının ölümünden duyduğu üzüntüyü anlatmaktadır.ABDÜLHAK HAMİD (l852~193)Abdülhak Hâmid Tazimatın II. döneminin bütün özelliklerini eserlerine yansıtmış bir sanatçıdır. Kişiliğinin yanı sıra, toplumsal baskıların da etkisiyle aşk, doğa ve ölüm konulanına yönelmiştir.Abdülhak Hâmid'in eserlerini tiyatro eserleri ve şiirleri olarak iki grupta toplayabiliriz.Gerek tiyatro eserleri, gerek şiirlerinde Romantizm edebi akımının etkisi görülür.Hâmid, eserlerinde ölüm, ruh, sonsuzluk gibi soyut kavramları, aşk ve doğayı işlemiş; tiyatro eserlerinin bir kısmında da tarihi konulan, yurtseverlik kavramını anlatmıştır. Eserlerinin dili ağır, anlaşılması zordur.b) Mensur EserlerTanzimat'ın II. döneminde roman, hikâye, tiyatro, çeviri, anı ve eleştiri türlerinde eserler verilmiştir.Bu dönemde özellikle roman türü gelişmiş, Romantizm edebiyat akımından Realizm'e geçmiştir.Namık Kemal'in Romantizmin etkisindeki "İntibah" ve "Cezmi" romanlarından sonra Samipaşazâde Sezai’nin "Sergüzeşt" adlı romanı. Romantizm'den Realizme geçişin bir göstergesidir. Recaizâde M. Ekrem'in "Araba Sevdası" adlı romanı ise, edebiyatımızdaki ilk rea&amp;shy;list romandır.RECAİZÂDE MAHMUT EKREM (1847–1914)Recaizâde Ekrem, "sanat için sanat" ilkesini savunarak edebiyatımıza getirdiği yeniliklerle, Abdülhak Hâmid ile birlikte Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Funûn) edebiyatının hazırlayıcıları arasında yer almıştır.Şiir, roman, hikâye, tiyatro, eleştiri, anı türlerinde verdiği eserleriyle Recaizâde Ekrem'in 'edebiyatımızda önemli bir yeri vardır. Ekrem "Her güzel şey şiirdir." ilkesiyle Türk şiirinin tema ve konusunu genişletmiştir.Recaizâde Ekrem'in "Araba Sevdası" adlı romanının edebiyatımızda "Önemli bir yeri vardır. Yazar, bu romanında yanlış batılılaşmayı işlemiştir. "Araba Sevdası" edebiyatımızda ilk realist (gerçekçi) roman örneğidir.SERVET-İ FÜNÛN (EDEBİYAT-I CEDİDE)Tanzimat edebiyatı ile başlayan Batılılaşma, Edebiyat-ı Cedide döneminde tam olarak yerleşir.Yeni edebiyat anlamına gelen bu topluluğa, Servet-i Fünûn dergisinde bir araya gelip bu dergide görüşlerini yazdıkları için Servet-i Fünûn edebiyatı da denmiştir.1896–1901 yıllarında etkin olan bu topluluğun, kısa bir dönemi kapsamasına rağmen, edebiyatımıza katkıları büyük oldu. Edebiyat-ı Cedide döneminde Türk edebiyatı tamamıyla çağdaş bir nitelik kazandı.1- Servet-i Fünûn (Edebiyat-ı Cedide)a) Genel Özellikler:Bir önceki ünitemizde, II. Abdülhamit'in 1878'de, Meclis-i Mebusan'ı (Osmanlı Millet Meclisi) kapatarak koyu bir baskı rejimini başlattığını ve bunun sonucunda edebiyatta toplumsal konulardan ve kavramlardan uzaklaşıldığını belil1miştik.II. Dönem Tanzimat edebiyatı sanatçıları, bu baskılar sonucu "sanat için sanat" görüşünü benimsemişler, yeni bir edebiyat anlayışı geliştirerek Edebiyat-ı Cedide’nin hazırlayıcıları olmuşlardır.Böyle bir ortamda yetişen Edebiyat-ı cedideciler, 1896 yılında Servet-i Fünûn dergisinde bir topluluk oluştururlar. Derginin yönetimini ise Tevfik Fikret üstlenir.Edebiyat-ı Cedide'nin başlıca sanatçıları şiir alanında: Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif, Celal Sahir.Nesir, yani düz yazı alanında Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu'dur.b) Manzum Eserler"Sanat için sanat" görüşünü benimseyen Edebiyat-ı Cedideciler bu nedenle toplumsal ko&amp;shy;nular yerine, kişisel konulan işlediler.Edebiyat-ı Cedide şairleri, Divan edebiyatı biçimlerini bıraktılar. Fransız edebiyatından "Sone" ve "Terza-Rima" gibi nazım biçimlerini aldılar, Divan edebiyatının müstezat nazım biçimini "serbest müstezat" adı ile yeni bir biçime dönüştürdüler.Anlamın beyitte toplanması yerine, anlamı tüm şiire yaydılar; bir başka deyişle parça güzelliği yerine bütün güzelliğini öne çıkardılar.Ağır bir dille, sanatlı bir söyleyişle yazdılar; şiirde ahenge önem verdiler; ahengi arttırmak için sözcüklerin oluşturduğu ritimden yararlandılar, anız kalıplarını ustalıkla kullandılar.Şiirde Parnasizm ve Sembolizmden etkilendiler. TEVFİK FİKRETEdebiyat-ı cedide topluluğu içinde adı ilk akla gelen, öncü ve önder olan sanatçı Tevfik Fikret'tir.Servet-i Füsun’da yer aldığı sürece kişisel konulan işleyen Tevfik Fikret, Servet-i Fürundan ayrıldıktan sonra toplumsal konulara yönelmiştir.Tevfik Fikret'in Parnasizm'in etkisiyle kişisel izlenimlerini anlattığı "Yağmur" adlı şiiri ile insanlara yaşama heyecanını duyurmak amacıyla yazdığı "İzler" adlı şiiri nazım biçimi bakımından klasik nazım biçimlerinden farklı olduğu görülür. Her iki şiir de kişisel konuları işlemektedir. Tevfik Fikret "Doksan beşe Doğru" ve "Millet Şarkısı" gibi şiirlerinde ise toplumsal konulan işlemiştir.Tevfik Fikret (1867–1915)Edebiyatımızın en önemli şairlerinden biri olan Tevfik Fikret, Edebiyat-ı Cedide'nin öncülerindendir.Tevfik Fikret hem içerik, hem biçim yönünden şiirde önemli yenilikler yapmış, Türk ede&amp;shy;biyatının çağdaşlaşmasında önemli bir katkı sağlamıştır.Tevfik Fikret Servet-i Fünûn dergisinde kişisel konuda şiirler yazmış; doğanın kendi ruhunda bıraktığı izlenimleri, kişisel duygularını dile getirmiştir. Servet-i Fünûn topluluğu dağıldıktan sonra ise sosyal konulara yönelmiş, toplumsal sorunları eleştirmiş, oğlu HaIuk'un şahsında Türk çocuklarına ve Türk gençlerine öğütler vermiştir. Eğitimci yönüyle de ede&amp;shy;biyatımızda önem kazanan Fikret, çocuklar için, bu amaçla yazdığı şiirlerini "Şermin" adlı kitabında toplamıştır.c) Mensur EserlerEdebiyat-ı cedide döneminde, Tanzimat ile başlayan yeni nesir giderek gelişmiş, özellik&amp;shy;le roman ve hikâye türlerinde çok güzel örnekler verilmiştir. Dönemin siyasi baskısı nedeniyle tiyatro türü pek gelişmemiştir.Bu dönemde, roman ve hikâye türleri gerek teknik gerek konuları ele alış, gerekse karak&amp;shy;ter yaratmadaki ustalıklar açısından gerçek başarıya ulaşmıştır.Edebiyat-ı Cedide yazarları gözleme çok önem verdiklerinden içinde yaşadıkları hayatı an&amp;shy;latmakta çok başarılı olmuşlar, Batı uygarlığından çok etkilendikleri için, gerçekleşmesini istedikleri batılı hayatın bazı örneklerini de eserlerinde vermeye çalışmışlardır.Roman ve hikâye türlerinde Realizm ve Natüralizmi benimsemişlerdir.Mehmet Rauf’un "Eylül" adlı romanı, edebiyatımızda ilk psikolojik roman olma nite&amp;shy;liğini kazanmıştır.Halit Ziya Uşaklıgil (1866–1945)Halit Ziya, edebiyatımızda nesil' türlerinin gelişmesinde önemli katkısı olan sanatçılarımızdandır.Fransız edebiyatından şiir, hikâye vb. türlerde birçok çeviriler yapan; roman, hikâye, anı türlerinde eserleri olan Halit Ziya'nın en başarılı yanı, Türk edebiyatına kazandırdığı hikâye ve romanlarıdır.Halit Ziya'nın hikâye ve romanlarında teknik bakımdan tam bir kusursuzluk dikkati çeker.Realist bir yöntemle, gözleme dayalı olarak yazdığı eserlerinde insan-çevre ilişkisi çok başarılıdır. Yazar, kişilerin iç dünyası ile yaşadıkları çevre arasında çok sıkı bir bağlantı kurar.Bütün Edebiyat-ı Cedideciler gibi Halit Ziya'nın da dili ağır, anlatımı süslü ve sanatlıdır.Halit Ziya'nın yabancı sözcüklerle dolu, uzun tamlamaların, sanatlı söyleşilerin yer aldığı bir anlatımı vardır.I.Dönemin Bağımsız İsimleriEdebiyat-ı Cedide hareketinin ortaya çıktığı yıllarda yetişmiş, ancak bu topluluğun görüşlerine katılmamış bazı sanatçılar vardır. Bu sanatçılar bağımsız olarak kalmışlar, kendi1erine özgü bir anlayışla eserler vermişlerdir.Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ahmet Rasim, Edebiyat-t Cedide döneminin dışında kalmış sanatçılardan en önemlileridir.Hüseyin Rahmi Gürpınar (l864~1944)Çağdaşları Edebiyat-ı Cedide sanatçıları gibi realist eserler yazan Hüseyin Rahmi; Ahmet Mithat Efendi'nin açtığı popüler, halka dönük roman anlayışını devam ettirdi. Konularını halkın her gün iç içe olduğu, her tür olaydan aldı.Hüseyin Rahmi, eserlerinde toplumun aksak, gülünç yönlerini yansıttı Bâtıl inançları, gelenekleri, görenekleri anlattı. Eserlerinde ince bir mizah dikkati çeker. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın çok okunmasının ve sevilmesinin nedeni halkı anlatan, onlara seslenen konularından; sade, açık, yalın, mizahı anlatımından kaynaklanır.Verimli bir yazar olan Hüseyin Rahmi'nin, çok sayıdaki romanlarından bazıları şunlardır:Gulyabani, Şık. Mürebbiye, Nimetşinas, Şıpsevdi, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç&lt;br /&gt;FECR-İ ATİ TOPLULUGUServet-i Fünûn edebiyatının devamı niteliğinde olan Fecr-i Ati topluluğu, 1909 yılında or&amp;shy;taya çıktı. Geleceğin güneşi anlamına gelen Fecr-i Ati topluluğu görüşlerini bir bildiri ile 24 Şubat 1910'da edebiyat dünyasına duyurdu. Ancak bu topluluk, içinde bulundukları olumsuz koşullar nedeniyle fazla bir varlık gösteremeden dağıldı.Fecr-i Ati Topluluğu (1909–1912)a) Genel Özellikler:Edebiyat-ı Cedideciler gibi "Sanat için sanat" görüşünü benimseyen Fecr-i Ati topluluğu, edebiyat ve sanatla ilgili görüşlerini ve düşüncelerini 24 Şubat-1910'da Servet-i Fünûn dergisinde bir bildiri ile açıkladılar. Bu açıklama edebiyatımızdaki ilk bildiridir.Sanat ve edebiyat sevgisiyle kurulan Fecr-i Ati topluluğu, edebiyatı araç değil, amaç ola&amp;shy;rak gördü, şiirde güzellik kavramını ön plana çıkardı, ağır bir dille, doğal olmayan süslü bir anlatımla eserler verdi.Edebiyatımıza yeni bir şeyler getiremeyen ve güçlü eserler veremeyen Fecr-i Ati topluluğu büyük bir varlık gösteremeden 1912 yılında dağıldı.Fecr-i Ati topluluğunun en güçlü ismi, edebiyatımızın önde gelen şairlerinden Ahmet Haşim'dir.b) Ahmet HaşimÇeşitli türlerde eser veren Ahmet Haşim'in asıl sanatçı kişiliği şiirlerinde kendini gösterir. Ahmet Haşim "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" adlı yazısında şiir ile ilgili görüşlerini anlatır. Bu yazıyı okuduktan sonra Onun şiirlerini anlamanız daha kolay olur.Aşağıda örnek vereceğimiz "Merdiven" şiiri, Ahmet Haşim'in çok okunan ve sevilen şiirlerindendir.MERDİVENAğır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprakVe bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...Eğilmiş arza kanar, muttasıl kanar güller, Durur alev gibi dallarda kanlı bü1büller,Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?Bu bir lîsân-ı hafîdir ki ruha dolmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...Ahmet HaşimKelimeler:arz: Yeryüzülîsân-ı hafî: Gizli dil muttasıl: Durmadan, devamlıAçıklamalar:"Merdiven" şiirinde Ahmet Haşim, duygulanın çeşitli sembollerle dile getirmiştir. Şiirde yer alan" güneş renkli yapraklar", "sararan sular", "yüzün perde perde solması", "ka&amp;shy;nayan güller", "kanlı bülbüller", "yanan sular" birer semboldür.Birinci bölümde, hayat merdivenlerini ağır ağır çıkan kişilerin geride bir yığın anı bıraktıklarını ve hayatın sonuna yaklaşmanın verdiği karamsarlıkla gökyüzüne umutsuzlukla baktıklarını anlatılmaktadır.Daha sonraki bölümlerde ise hayatın akşamını yaşayan, yani ömürlerinin sonuna gelen in&amp;shy;sanların karamsarlığı verilerek, tabiatın da onlarla derin bir hüzne büründüğü dile getirilmektedir.Görüldüğü gibi şiirde "Sembolizm" de olduğu gibi ince, derin duygular; belirsiz ve kapalı bir anlam, mecazlar ve yeni söyleyiş biçimleri dikkati çekmektedir. Ayrıca ahenk sözcüklerin ve cümlelerin söylenişleriyle yaratılmıştır. Anlatım liriktir.Ahmet Haşim (1884–1933)Edebiyatımızda daha çok şiirleri ile tanınan Ahmet Haşim; gezi, söyleşi, fıkra türlerinde de eserler vererek usta bir nesir yazarı olduğunu da kanıtlamıştır.Ahmet Haşim, Sembolist Fransız şairlerinin etkisinde kalarak duygusal, gizli, kapalı bir anlatımla şiirler yazmıştır. Şiirlerinde düşünceden çok duyguya önem vermiş; güzelliliği anlamın açıklığında değil, kapalılığında aramıştır. Şairin bir diğer özelliği benzetmelerin, sembollerin ahen&amp;shy;gine kapılarak kendine özgü bir dil yaratmasıdır.MİLLİ EDEBİYAT AKIMIXX. yüzyıl başlarında Osmanlı devletinin güçsüzleşmesi, imparatorluk içindeki çeşitli toplumların milliyetçi çabaları ve Balkan yenilgisi üzerine "Türkçülük" ülküsü önem kazandı. Toplumdaki bu gelişmeler edebiyatı yakından etkiledi ve "Genç Kalemler" dergisi çevresinde toplanan Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp "Milli Edebiyat Akımı"nı oluşturdular.1- Milli Edebiyat Akımı (1911–1918)a) Genel ÖzellikleriXX. yüzyılın başları, aydınlarımızın arayış içinde oldukları, çeşitli ideolojilerin oluştuğu bir dönemdir. Bir tarafta "Osmanlıcılık" ,"İslamcılık" diğer tarafta "Türkçülük" görüşleri oluşur. 24 Temmuz 1908'de n. Meşrutiyet'in ilanıyla özgürlükler yeniden elde edilir, böylece düşünce hayatımızda hızlı bir gelişme başlar.Bu arada Osmanlı-Rus Savaşı ile Balkan Savaşı yenilgileri "Milliyetçilik" düşüncesinin Türk aydınları arasında hızla yayılmasına neden olur. Yıkılmakta olan imparatorluğu ayakta tutmak için "Türkçülük" ülküsü önem kazanır. İstanbul'da birbirini izleyen milliyetçi dernekler kurulur."Türk Derneği", "Türk Yurdu", "Türk Ocağı" dergileri, Türkçülük akımının kültür ve edebiyat alanındaki birer yayın organı olur.Böyle bir ortamda oluşan "Milli Edebiyat Akımı"nın asıl yayın organı ise 1911 'de Sela&amp;shy;nik'te çıkarılan "Genç Kalemler" dergisi oldu. Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp "Genç Kalemler" dergisinde yayımladıklaı1 makale ve manzumelerle Milli Edebiyatın ilke&amp;shy;leri ile ilgili görüşlerini açıkladılar.Milli Edebiyat Akımı'nın ilkeleri şunlardır:1- Dil sade olmalıdır.2- Milli kaynaklara yönelmeli, yurt sorunları dile getirilmelidir.3- Şiirde yalnız hece ölçüsü kullanılmalıdır.Milli Edebiyat Akımı'nın başlıca temsilcileri Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul ve Ali Canip Yöntemdir.b) Manzum EserlerMilli Edebiyat Akımının etkili olduğu 1911–1918 yılları arasında, Edebiyat-ı Cedide ve onların devamı olan Fecr-i Âti topluluğunun şairleri, "sanat için sanat" anlayışını devam ettirerek ağır bir dili ve sanatlı bir anlatımla aruz veznini kullanarak şiirler yazıyorlardı. Ayrıca Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı kendilerine özgü bir edebiyat anlayışıyla dönemin etkili sanatçıları arasında yer alıyorlardı.İşte böyle bir oltamda Milli Edebiyatçılar sade bir dille ve hece vezni ile milliyetçili şiirler yazdılar. Konuşma dilinin şiire yerleşmesi gerekliliğini vurguladılar. Bu sanatçılardan biri olan Mehmet Emin Yurdakul, yazdığı şiirlerle Milli Edebiyat Akımı’nın oluşmasında öncülük yaptı.Mehmet Emin Yurdakul (1869–1944)Edebiyat-ı Cedide topluluğunun egemen olduğu yıllarda ilk şiirlerini yayımlayan Mehmet Emin Yurdakul, yeni Türk edebiyatında sade bir dille, hece ölçüsü ile yazan ilk şair olma özelliğini taşır."Bırak Beni Haykırayım" şiirinde yer alan:"Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et; Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir." dizelerinde dile getirdiği gibi Mehmet Emin Yurdakul, sanatı, sosyal sorunların çözümlenmesi için bir araç olarak görmüştür. Şair, "Bırak Beni Haykırayım" şiirinde, Türk milleti&amp;shy;nin içinde bulunduğu zor duruma işaret ederek şairlerin (ve yazarların) milletlerin hayatında ne kadar önemli rolü olduğunu belirtiyor.Mehmet Emin Yurdakul, bu şiirinde olduğu gibi, bütün şiirlerinde sade dille, hece ölçüsüyle yazmış; milli duygulan ve sosyal konulan işlemiştir.Mehmet Emin Yurdakul'un ilk şiirlerini topladığı "Türkçe Şiirler" adlı kitabı, ede&amp;shy;biyatımızda büyük yankılar uyandırdı ve milliyetçi görüşlerin yoğunlaşmasını sağladı.Kendisinden sonra pek çok sanatçıya öncülük yapan Mehmet Emin Yurdakul'un şiirlerini topladığı kitaplardan bazıları Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Ordunun Destanı'dır.c) Mensur EserlerMilli Edebiyat döneminde yazılan hikâye ve romanlarda da sosyal konular işlenmiş, konuşma dili kullanılmış, anlatımda gereksiz süs ve sanattan uzaklaşılmıştır. Hikâye ve roman tekniğinde hızlı bir yenileşme başlamış, olayların geçtiği yerler İstanbul'dan Anadolu'ya taşmıştır.Bu dönemde Türk mizahı en hareketli ve en gelişmiş devrini yaşamış, edebiyat ve eleştiri alanlarında önemli çalışmalar yapılmıştır. Özellikle Fuat Köprülü'nün yaptığı edebiyat tarihi çalışmaları edebiyatımız açısından çok önemlidir.Ziya Gökalp (1875–1924)1911'de "Genç Kalemler" de ilk şiirlerini ve yazılarını yayımlayan Ziya Gökalp, gerek şiirleri, gerek makale ve inceleme türlerinde yazdığı yazılarında, "Türkçülük" adını verdiği millî ha&amp;shy;reketin yayılıp gelişmesine öncülük etti, Ayrıca Türk milliyetçiliğinin programını belirleyerek, hem yaşadığı dönemde, hem ölümünden sonra aydınlar ve sanatçılar arasında etkili oldu.Şiirden, bilimden, tarihten, destanlardan yararlanarak millî bilinci oluşturmaya çalışan Ziya Gökalp, aynı zamanda ilk Türk sosyologu, önemli bir düşünürdür. Ziya Gökalp, düşünce alanındaki çalışmalarını "Türkçülüğün Esasları", "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" ve "Türk Medeniyeti Tarihi" adlı kitaplarında toplamıştır."Türkçülüğün Esasları" adlı eserinde "Türkçülük" ü, Türk milletini yükseltmek diye tanımlayan Ziya Gökalp, yine bu eserinde "Türkçülük" ün dilde, güzel sanatlarda, ahlakta, hukuk&amp;shy;ta, dinde, ekonomide, siyasette, felsefede gerçekleştirilme yollarını göstermiştir.Ziya Gökalp "Türkçülüğün Esasları" nda belirttiği gibi milleti ırk esasına göre değil, kültür esasına göre tanımlar.Makale ve incelemelerinin yanı sıra şiirler de yazan Ziya Gökalp bütün eserlerinde vatan, millet, ahlak, din, dil, uygarlık konularını işlemiş; Millî Edebiyat'ın ilkelerine uygun sade, açık, yalın bir dille yazmıştır.Ziya Gökalp, şiirlerini Kızıl Elma, Yeni Hayat ve Altın Işık adlı kitaplarda toplamıştır.Ömer Seyfettin (1884–1920)"Milli Edebiyatın oluşmasının milli bir dille gerçekleşeceği" düşüncesini savunarak, dil ve edebiyatta ulusal bilincin yerleşmesini sağlayan, bu yolda en çok katkısı olan edebiyatçımız Ömer Seyfettin'dir."Yeni Lisan" görüşünü ortaya atarak dil sorununa yönelen, Milli Edebiyatın sözcülüğünü bütün çabasıyla sürdüren Ömer Seyfettin, kısacık ömrüne Türk edebiyatını, Türk dilini geliştiren, yücelten nice çalışmayı sığdırmış, edebiyatımızı geniş halk kitlelerine ulaştırmıştır.Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp ile birlikte "Genç Kalemler" dergisin&amp;shy;de Osmanlıcaya karşı Türkçeyi savunur, dilde sadeleşmenin öncülüğünü yapar.Edebiyata şiirle başlayan Ömer Seyfettin, Genç kalemler ve Yeni Mecmua gibi dergilerde çıkan makalelerinin yanı sıra, yine çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanan hikâyeleriyle de haklı bir ün kazanmıştır. O, 20.yy. realist Türk hikâyeciliğinin en önde gelen isimlerindendir.Hikâyelerinde destanlardan, halk hikâyelerinden, efsanelerden yararlanmış, Türk tarihinin olumlu kahramanlarının etkili hayatlarını işlemiştir. Ayrıca yanlış batılılaşmayı, batıl inançları, bil&amp;shy;gisizlikten kaynaklanan yanlış davranışları, pek çok hikâyesinde eleştirmiştir.Falaka, Kaşağı, Diyet, İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Forsa, Pembe İncili Kaftan, Bomba, Beyaz Lale Ömer Seyfettin'in çok sevilen hikâyelerinden bazılarıdır.2. Dönem Bağımsız İsimleriMillî Edebiyat döneminde kendine özgü şiir anlayışlarıyla edebiyatımızda önemli bir yeri olan ve bu dönemin bağımsız isimleri arasında yer alan iki önemli sanatçımız Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı'dır.a) Mehmet Âkif ErsoyMillî Edebiyat ve Millî Mücadele dönemlerinde yaşadığı halde, bu edebiyat akımlarının içinde yer almayan, ancak Millî Mücadele'ye bazı şiirleriyle destek veren Mehmet Âkif Ersoy, dönemin bağımsız sanatçılarındandır.Mehmet Âkif Ersoy "İstiklâl Marşı" şiirinde "Kurtuluş Savaşı'nın bütün ~illette uyandırdığı coşkuyu dile getirmiş, bu şiirini bütün şiirlerini aldığı "Sefahat" aldığı kitabına almaya&amp;shy;rak, gerekçesini "İstiklal Marşı benim değil, milletimindir diyerek açıklamıştır.Mehmet Âkif Ersoy, millî konuları işleyen şiirlerinin yanı sıra; günlük olayları, sosyal ko&amp;shy;nuları anlattığı manzum hikâyeleri ile de tanınır. Şair, manzum hikâyelerini realist, yani gerçekçi bir görüşle yazmış, gözlemlerinden yararlanarak çok başarılı tasvirler yapmıştır. Onun Küfe, Seyfi Baba gibi şiirleri, bu türün en güzel örneklerindendir.Mehmet Âkif şiirlerinde Türkçeyi başarıyla kullanmış, özellikle manzum hikâyelerinde halk söyleyişlerine ve deyimlere bol bol yer vererek konuşma dilinin özelliklerini şiirimize yerleştirmiştir. Serbest müstezada hikâyeyi birleştirerek gerçekçi ve canlı bir anlatım kullanmıştır. Mehmet Âkif aruz veznini, Türkçeye en iyi uygulayan şairlerimizdendir.Mehmet Âkif Ersoy'un en önemli eseri, yedi bölümden meydana gelen, bütün şiirlerini kapsayan "Safahat" adlı kitabıdır.Kitap şu bölümlerden oluşur:Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım, Gölgeler.Mehmet Âkif'in en güzel şiirlerinden birisi olan "Çanakkale Şehitleri" Safahat'ın altıncı kitabı olan "Âsım" da yer almaktadır.b) Yahya Kemal BeyatlıMehmet Âkif Ersoy gibi Millî Edebiyat hareketinin içinde yer almadığı halde, bu hareketi makaleleri ile desteklemiş, bir diğer sanatçımız da Yahya Kemal Beyatlı'dır. Asıl sanatçı kişiliğini şiirleriyle ortaya koyan Yahya Kemal'in, Millî Mücadeleye katkısı makalelerinde görülür.Şiirlerinde öz ve içerik açısından Millî Edebiyat'ın görüşlerini yer yer benimseyen şair; ölçü, uyak gibi biçimsel öğelerde Divan edebiyatının devamı görünümündedir. Yahya Kemal de Mehmet Akif Ersoy gibi aruzu Türkçeye başarıyla uygulayan şairlerimizdendir. Yine Türk dilini en güzel kullanan şairlerimizden birisi olan Yahya Kemal, şiirlerinde Türkçenin ahengini yarat&amp;shy;maya çalışır.Cumhuriyet Türkiye’sinde; Asya geçmişinden, Anadolu toprağından, İslam uygarlığından etkilenerek oluşan yeni milletin değerlerini araştırarak, ona sahip çıkar. Şiirlerinde İstanbul sevgisi, Türk milletini asırlardır yaşatan kültür değerlerine, uygarlık ürünlerine duyduğu hayranlık, Os&amp;shy;manlı tarihinin parlak dönemlerine duyduğu özlem, sonsuzluk, aşk ve ölüm konularını işlemiştir.Şiirlerini; "Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş" adlı kitaplarında toplamıştır.MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ EDEBİYATI30 Ekim-19l8'de Mondros mütarekesi ile başlayan ve 9 Eylül 1922'de Yunanlıların İzmir'de denize dökülmesiyle biten bu döneme, Mili Mücadele dönemi; bu dönemde oluşan ede&amp;shy;biyatımıza da Milli Mücadele dönemi edebiyatı diyoruz.1- Milli Mücadele Dönemi Edebiyatıa) Genel ÖzelliklerAtatürk'ün bir kurtarıcı olarak Türk milletine önderlik ettiği Milli Mücadele dönemi, aynı zamanda yeni Türkiye Cumhuriyetinin de temellerinin atıldığı dönemdir.Bu dönemde esareti kabul etmeyen Türk milleti, yeniden derlenip toparlanarak millî bir Kurtuluş Savaşı'nı başlatır.Milli Mücadele dönemi edebiyatını kesin sınırlarla diğer dönemlerden ayırmak çok zordur; çünkü toplumsal olayların başlangıçları ile bitişleri kesinlikle sınırlandırılamaz. Bu nedenle Milli' Mücadele dönemi edebiyatı, Milli edebiyatın ilkeleri doğrultusunda gelişti, bu dönemin sanatçıları, Cumhuriyet döneminde de o günün koşulları içinde eser vermeye devam ettiler.b) Manzum EserlerEdebiyatımızda Cumhuriyet'in ilk yıllarında yazılan şiirler, genellikle Kurtuluş Savaşı'nın coşkusu ve heyecanı ile ortaya çıkmıştır. Bu şiirler, coşkulu ve heyecan unsuru yoğun olan şiirlerdir.Milli Mücadele dönemini anlatan şiirler yazan şairlere Faruk Nafiz, Kemâleddin Kamu, Mehmet Âkif Ersoy, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi, Ceyhun Atıf Kansu ve Halide Nusret Zorlutuna'yı örnek verebiliriz.c) Mensur EserlerMillî Mücadele dönemi, edebiyatımızda birçok yazar tarafından işlenmiştir. Roman, hikâye, tiyatro, deneme, fıkra, anı ve hitabet (söylev) gibi bütün mensur türlerde Milli Mücadele dönemini anlatan eserler yazılmıştır.Bu eserlere;Halide Edip Adıvar'ın "Ateşten Gömlek" ve "Vurun Kahpeye", Yakup Kadri Karaos&amp;shy;manoğlu'nun "Sadom ve Gomore" ve "Yaban", Refik Halit Karay'ın "Çete", Kemal Tahir'in "Yorgun Savaşçı", Tarık Buğra'nın "Küçük Ağa" adlı romanlarını; yine Halide Edip'in "Dağa Çıkan Kurt", Yakup Kadri'nin "Ergenekon” adlı hikâye kitaplarını; Falih Rıfkı Atay'ın "Zeytindağ" adlı anı kitabını örnek olarak verebiliriz.Kemal Beyatlı'nın "Kurdun Dişisi ve Yavruları" makalesi ile Ruşen Eşref Ünaydın'ın Atatürk'le il&amp;shy;gili bir anısını anlattığı "Gazasını Tebrik" adlı metnini okuyup inceleyiniz. Yazarlarımızın Millî Mücadele’ye verdiği desteği değerlendiriniz.Halide Edip Adıvar (1884–1964)Türk edebiyatında Millî Mücadeleye en çok destek veren sanatçılarımızdan birisi, Halide Edip Adıvar'dır.Halide Edip, İstanbul'un işgali karşısında çeşitli alanlarda yapılan mitinglerde milleti coşturan konuşmalar yapmış, Ankara'da Ata~ürk ile birlikte çalışmış, cephede bulunmuş, onbaşı rütbesini alarak ilk kadın onbaşı unvanını kazanmıştır. Millî Mücadele yılları sırasındaki gözlemlerini "Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye, Kalp Ağrısı, Zeyno'nun Oğlu" adlı romanlarında dile getirmiştir.Edebiyata "Tanin" gazetesinde yayımlanan hikâyeleri ile başlayan Halide Edip Adıvar, ilk hikâye ve romanlarında kadın psikolojisi üzerinde durmuş, daha sonra Millî Mücadele ile ilgili romanlar yazmıştır. Cumhuriyet’ten sonra olgunluk eserlerini vermiş, toplum sorunlarına eğilmiştir.Çok verimli bir yazar olan Halide Edip Adıvar, romanlarının dışında hikâye, anı, tiyatro türlerinde eserler vermiştir. Ayrıca gazete ve dergilerde yayımlanan makaleleri ile çevirileri, incele&amp;shy;me ve araştırmaları vardır.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7745263038531721880-660805222188454855?l=edebiyatciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/feeds/660805222188454855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7745263038531721880&amp;postID=660805222188454855' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/660805222188454855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/660805222188454855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/2008/01/yeni-trk-edebiyat.html' title='Yeni Türk Edebiyatı'/><author><name>trakya türk dili ve edebiyatı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17262842620141551520</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7745263038531721880.post-7811501655913382006</id><published>2008-01-11T08:29:00.000-08:00</published><updated>2008-01-11T08:30:56.436-08:00</updated><title type='text'>Dîvân Edebiyatı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;font-size:130%;"&gt;İSLÂMÎ DEVİR TÜRK EDEBİYÂTIİslâm dîninin ortaya çıkışı dünyanın geçirdiği en önemli sosyal değişimdir. Bu değişim; Arap Yarımadası, K.Afrika, Asya'da etkili olmuş, insan topluluklarını ortak inanç etrafında toplamayı başarmıştır.Müslümanlığın Türkler arasında yayılması dokuzuncu yüzyılda başlar. İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar zamanında, İslâm kültüründen etkilenerek eser veren pek çok bilim adamı ve sanatçı yetişti. Selçuklular ve Osmanlılar,İslâmı ve Müslümanları koruyarak Balkanlara kadar bu dîni yaymayı başardılar. İslâm inancını benimseyen Türkler, sosyal ve kültürel hayatlarında, dünya görüşlerinde İslâmî düşünceyi ön plana çıkardılar. Özellikle, edebî eserlerde görülen değişim, Dîvân edebiyâtı adını verdiğimiz yepyeni bir anlayışın doğmasına neden oldu.İslâmiyetin benimsenmesinden sonra Türk toplumunda zamanla bir kütür farklılığı ortaya çıkmış, medrese eğitimi alanlarla, okumamışlar arasında ayrılıklar oluşmuş, bu durum, özellikle edebî eserlerde fazlaca hissedilmiştir.İslâm kültür ve sanatını öğrenmek amacıyla medreselere devam eden, Arapça okuma ve yazma öğrenen, Türk sanatçıları, yavaş yavaş bu kültürün etkisinde eserler vermeye başladılar. Özellikle dilde görülen değişme, Arapça ve Farsça sözcük ve dil kurallarının Türkçeyi etkilemesi, birbirinden öz ve şekil bakımından farklı iki edebiyat anlayışının doğmasına neden olmuştur. Türkçeden başka dil bilmeyenlerin edebiyatı: Halk edebiyâtı, saray ve medrese aydınları arasında gelişen Dîvân edebiyâtı. İslâm kültürüyle beslenen bazı Türk sanatçıları, Arap ve İranlı edebiyatçıların yolunu izlemiş, bu edebiyâtlara özgü üslup, konu, ölçü (Aruz) ve nazım şekillerini (gazel, kasîde…) alarak yeni bir edebiyat anlayışı geliştirmişlerdir. Divan Edebiyâtı adını alan bu yeni anlayışla mükemmel eserler verilmiş, ünlü sanatçılar yetişmiştir. DÎVÂN EDEBİYÂTININ GENEL ÖZELLİKLERİTürk Edebiyâtının bölümleri içinde en uzun süreli olanı Divan Edebiyâtıdır. Bu edebiyat, 13. yüzyılda Hoca Dehhânî’yle başlar, 19. yüzyılın sonlarında Şeyh Gâlip'le sona erer. Dîvân Edebiyâtında çok büyük oranda şiir yazılmıştır. Bu yüzden Divan edebiyâtı şiir edebiyatıdır. Dîvân şiirleri, gazel, kaside, mesnevi, rubâî, tuyuğ gibi nazım şekilleriyle yazılmıştır. Ayrıca, dîvân şiirleri konularına göre de adlandırılmıştır. Ölüm şiirlerine mersiye; yergi şiirlerine de hicviye denilmiştir. Dîvân Edebiyatı, yüksek kesim insanlarının edebiyâtıdır. Çünkü bu süslü, sanatlı edebiyâtı, ancak medrese öğrenimi görmüş insanlar anlayabilmiştir. Bu insanlar, saray veya çevresinde yaşamıştır. Dîvân şiiri mazmuncudur. Mazmunculuk, belli kavramların belli şeylere benzetilmesi demektir. Yani, Divan şiirinde bazı kavramların, kalıplaşmış benzetmelerin dışına çıkılmadığı görülür. Sözgelimi, sevgilinin boyu, serviye; beli noktaya; saçları sümbüle; kaşları yaya; kirpikleri oka; dişi, inciye ağzı goncaya, gözü, ceylana benzetilir .. Boyu mutlaka uzun, yüz rengi beyaz, saç rengi siyahtır. Sarışın, kısa veya orta boylu sevgiliden asla bahsedilmez. "Bütün Divan şair/eri sanki aynı güzele âşıktır." diyenlere hak vermek gerekir. “Dehânı mül saçı sünbül yanağı gül beni fülfülLebi gonca beli ince boyu serv-i revân olsa”TAŞLICALI YAHYÂDîvân şiiri abartılı (mübalağalı) dır. Çünkü, bir şeyi ,olduğundan çok daha fazla gösterir. Fuzûlî, Mecnun'dan daha çok sevme gücüne sahip olduğunu söyler. Nedim'e göre, sevgilisinin yüzündeki ben, bütün İran'dan daha değerlidir. Necatî, sevgiliye saçlarıyla ateş bağlatır. “Bende Mecnûndan füzûn âşıklık istidâdı varÂşık-ı sâdık menem Mecnûnun ancak adı var”FUZÛLÎDîvân şiiri süslüdür. Benzetme (teşbih), abartma (mübâlağa), zıtlık (tezat) , çok anlamlılık (tevriye) , güzel sebep bulma (hüsn-i ta'lil), istiâre, tenâsüb gibi söz sanatlarını bilmeden, bulmadan ve yerli yerine kaymadan, Dîvân şiirinin anlamına ve inceliğine inilmez. Dîvân şiirinin dili Osmanlıcadır; ölçü, aruz'dur. Aruz, hecelerin uzun ve kısalığına, açıklığına ve kapalılığına göre sıralanır. Dîvân Edebiyâtında düzyazı (nesir), yok denecek kadar azdır. Dîvân nesri; süslü nesir, orta nesir, yalın nesir diye üç bölümde değerlendirilir. Süslü nesir : Tıpkı Dîvân şiiri gibi, sanat ve hüner göstermek için yazılır. Dil çok ağır, cümleler çok uzundur. 17. yüzyıl yazarlarından Veysî ve Nergisî bu nesrin en başarılı örneklerini vermişlerdir. Orta nesir: Yer yer süslü nesre kaçmakla birlikte, bir konuyu anlatma, öğretme amacı güder. EvIiyâ Çelebi'nin Seyahatname'si, Kâtib Çelebi'nin eserleri böyledir. Yalın nesir: Her kültürden insanın anlaması için yazılır. En başarılı örneğini, Kâbusnâme adlı çeviri eseriyle Mercimek Ahmet vermiştir. Divan Edebiyatı, altın çağını 16. yüzyılda yaşamıştır. Bâkî ve FuzûIî, 16. ve ondan sonraki yüzyılların en büyük şairleridir. Fuzuli, lirikliğiyle; Baki söyleyiş ve şekil özelliğiyle Türk edebiyâtında ölümsüzlüğe ulaşmışlardır. XIII.– XIV. ASIR DÎVÂN EDEBÎYÂTIBu yüzyıllar, Türk Edebiyatının en kısır dönemidir. Bunda Anadolu'ya yapılan Moğol istilasının da payı büyüktür. Selçuklu Devleti yerine kurulan Anadolu Beylikleri dönemi, iç karışıklıklar içinde geçmiştir. Divan Edebiyatının pek de önemli olmayan ürünleri bu yüzyıllarda verilmeye başlanmıştır. Bu ürünlerde; dil, teknik, üslup zayıftır. Bu yüzyılın en önemli edebî gelişmesi, Tasavvuf düşüncesini şiirleriyle ölümsüzleştiren Yunus Emre, Mevlana gibi ünlü şahsiyetlerin yetişmiş olmasıdır. XIII. ve xıV. yüzyıllar arasında Halk Edebiyatı geleneği, özellikle kırsal alanda sürmektedir. Ancak, bu sürede Osmanlı Beyliği gelişmiş ve Osmanlı Devleti kurulmuştur. Osmanlı sarayı yönetimin olduğu kadar, sanat ve bilim etkinliklerinin de merkezidir. Türkler, İslamlığın etkisiyle Arap ve Iran (Acem) Edebiyatını ve sanatını yakından tanıdı. Arap ve Acem Edebiyatının, Türk sanatına ve zevkine yansıması sonucu, Divan Edebiyatı doğdu. Bu yüzyıllarda oluşan ve gelişen Divan Edebiyatı, saray ve çevresinde yaklaşık altı yüzyıl sürmüştür. XIII - XIV. yüzyıllarda Divan Edebiyatı, bütün özellikleriyle uygulanamamıştır. Bunun için XV. ve XVI. yüzyılları beklemek gerekecektir. XIII - XIV. yüzyıllarda Divan Edebiyatı daha pek yenidir. Şiirde hem hece, hem aruz vezni kullanılmıştır. Tam bir aruz dili oluşmamıştır. Arap şiir nazım ölçüsü olan aruzla yazılan şiirler oldukça kusurludur. Konu bakımından tasavvuf birinci sırayı almıştır.Tasavvuf, bir İslam felsefesidir. Buna göre; Allah tek ve ilk güzelliktir. (Hüsn-i Mutlak) Tek ve ilk güzellik olan Allah, güzelliğini karşısına alıp görmek istemiş ve evreni kendi özünden, cevherinden, güzelliklerinden yaratmıştır. insan, ağaç, taş, kuş, deniz, gökyüzü, çayır, çimen, çiçek, her şey Allah’ın güzelliğinin evrendeki parçaları ve görüntüleridir. Düşünme ve konuşma yeteneğine sahip tek yaratık olan insan, yaratıkların en önemlisi, değerlisi ve üstünüdür. Vücûd-ı Mutlak: Allah, mutlak varlıktır. Evrendeki tüm varlıkların sahibidir ve yaratıcısıdır. İnsanlar iç ve dış arınmayı sağlayabilirse, esas varlıkta (Allah'da) birleşebilirler. Buna varlıkların birliği (Vahdet-i vücûd) denir. Vahdet-i vücûd görüşünün en büyük öncüleri : Yunus Emre, Mevlânâ, ve Gülşehrî'dir. “Sofilere sohbet gerekÂhîlere cennet gerekMecnûnlara Leylâ gerekBana seni gerek seni.”YUNUS EMREKadı Burhâneddin: 14. asırda yaşamış,Kadı olan babasından iyi bir tahsil görmüştür. Çok duygulu bir şâirdir. Tuyuğ nazım şekliyle oldukça başarılı eserler vermiştir. Gazel ve rubâî türlerinde ustadır. O da, şiirlerinde, çağdaşları gibi hem hece hem de aruz veznini kullanmıştır.“Ezelde Hakk ne yazmış ise bolurGöz neni ki görecek ise görürİki âlemde Hakk’a sığınmışuzTohtamış ne ola ya Ahsan Temûr”KADI BURHÂNEDDİNXV. ASIR DÎVÂN EDEBİYÂTIXV. yüzyılda, Osmanlı Devleti, imparatorluk haline gelmiştir. Sınırların genişlemesi, Türklerin üç kıtaya yayılması, kültür ve sanat alanında da yeni ufuklar açmıştır. Türkçe, yerini Osmanlıcaya bırakmıştır. Osmanlıca, medrese öğrenimi yapan kesimin yanı sıra halkın ve pek tabii sanat ehlinin de dili olmuştur. Uzun heceleri çok bol olan bu dil, Arap Edebiyatından alınan aruz veznine çok uygun düşmüştür. XV. yüzyılda şiir alanında: Ali Şir Nevâî, Necati, Süleyman Çelebi, Ahmet Paşa, Şeyhi gibi ünlü şairler yetişmiştir. Özellikle gazel, kaside ve mesnevi türünde başarılı örnekler verilmiştir. Nesir alanında eser veren yazarların en önemlileri: Aşık Paşazade ve Sinan Paşa'dır. “Bir kara tofrag kim yokdur gülü reyhâna anaOl karangu gice dik dur kim meh-i tâbânı yok Ey Nevâî bar ana mundak ukûbetler ki barHecrdin derdi vü likin vasıldın dermânı yok.”ALİ ŞİR NEVÂÎAli Şir Nevâî: 15. asır Çağatay şâirlerindendir. Şiirleri, duygu ve hayal bakımından zengindir. Otuzu aşkın eseri vardır. Ferhad ü Şirin, Leyla vü Mecnun adlı mesnevileri ve Muhâkemetü’l-Lugateyn ile Türkçe dîvânı meşhurdur.XVI. ASIR DÎVÂN EDEBİYÂTI Bu asırda, en büyük gelişme Dîvân edebiyâtında görülür. Dîvân şiiri, altın çağını yaşamaktadır. Bu asırda yaşamış olan Fuzûlî ve Bâkî yalnız Türk edebiyâtında değil Arap ve İran edebiyatlarında da söz sâhibi olmuşlardır. Bu asırda aruzda kusursuzluğa ulaşılmış, Osmanlı kültür dili hâline gelmiştir.Fuzûlî, ilâhî aşkla beşerî aşkı ustaca birleştirerek ölümsüz eserler vermiştir. Çağa damgasını vurarak kendisinden sonraki şâirleri etkilemiştir. Bâkî’de şiir, sanata dönüşür. Deyim, atasözü ve söz sanatlarını ustaca kullanmıştır. Kanûnî Sultan Süleymân için yazdığı mersiye klâsik şiirimizin en önemlilerindendir. Kendisine “sultânü’ş-şu’arâ” (şâirler sultânı) denmesi bundandır.Bâkî: Dîvân edebiyâtının en büyük şâirlerindendir. Pek çok dîvân şâiri gibi tasavvufu şiirlerinde fazla yansıtmamıştır. Şiirlerini en ince ayrıntıya kadar işlediğinden, Bâkî’ye şiirin kuyumcusu denilmiştir. Çok sağlam bir dil ve üslûba sâhiptir. Tasvirleri çok canlı ve başarılıdır. Âhenkli şiirleri Osmanlı ülkesi dışında da zevkle okunmuş ve şâirlerin sultânı unvânını almıştır. Şiirleri Bâkî dîvânında toplanmıştır.“Zühd ü salâha eylemeziz ilticâ heleTutdu egerçi âlem-i kevni fesâdımızMinnet Hudâya devlet-i dünyâ fenâ bulurBâkî kalur sâhife-i âlemde adımız.”BÂKÎ Fuzûlî: Dîvân edebiyâtının üç büyük şâirinden biridir. Şiirlerini Azerî lehçesiyle yazmış, devrinin her türlü bilgisini almıştır. Birbirinden güzel gazel ve mesnevîler yazmıştır. Bu eserlerinde hep platonik aşkı işlemiş; Leyla vü Mecnun mesnevîsinde beşerî aşkla başlayan, Leyla ve Mecnun’un aşkı giderek ilâhî aşka bürünür ve eserin sonunda Mecnun: “Ben gerçek Leyla’mı (Allah) buldum”,demiştir. Dîvân edebiyâtının en lirik şâiridir. 16 eser vermiştir. En değerli eserleri, Leyla vü Mecnun, Şikâyet-nâme, Beng ü Bâde, Hadikatü’s-süedâ’dır.“Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mıFelekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı”***“Değildim ben sana mâil sen etdin aklımı zâilBeni ta’n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı”FUZÛLÎXVII. - XVIII. ASIR DÎVÂN EDEBİYÂTIOsmanlı Devletinin gerilemesine karşılık, Divan Edebiyatı hızlı gelişmesini sürdürmüş, Nef'î gibi ünlü bir şair yetiştirmiştir. Kaside ve hicviyeleriyle ünlü Nef'î, Divan şiirine bambaşka bir hava getirmiştir. Şeyhülislam Yahyâ, Nâilî, Nâbî devrin ünlü şairleri arasındadır. Nesir alanında da önemli gelişmeler görülür: Nergisî ile Veysî süslü nesir geleneğini sürdürürken; Evliya Çelebi, Peçevî, Nâimâ, Koçi Bey halk tipi yazma geleneğine yönelmişlerdir. Halk Edebiyatı belki de altın devrini bu yüzyılda yaşamıştır. Karacaoğlan, Gevheri, Aşık Ömer gibi zirve sanatçılar, Divan Edebiyatını da etkilemişler, geniş halk kitlelerine ulaşarak, Divan Edebiyatının gölgesinde kalan Halk Edebiyatına yeniden can vermişlerdir. XVIII. yüzyılda ise, Divan Edebiyatı son parlak dönemini yaşamıştır. Osmanlı Devleti toprak kaybetmeye devam ederken; edebî faaliyetler artarak sürmüştür. Türk tarihinde zevk, eğlence dönemi olarak bilinen Lale Devri, bu asırdadır. Yüzyılın en ilginç gelişmesi, Halk Edebiyatı ile Divan Edebiyatının yakınlaşmasıdır. Başta ünlü şair Nedim olmak üzere bazı Divan şairleri hece ölçüsüyle şiir yazmayı denemişler, koşma, türkü, semâî gibi nazım şekillerini Divan şiirine kazandırmak istemişlerdir. Şarkı bu düşüncenin ürünüdür. Matbaanın getirilmesi, yazı yoluyla halka ulaşma çabaları, dilde sadeleşmeye neden olmuş, konu ve anlatımda yeni arayışlar içine girilmiştir. Bu yüzyılda Nedim ve Şeyh Galip gibi iki usta Divan şairi yetişmiş Halk Edebiyatı; destansı konular, halk hikayeleri ve diğer ürünlerle gelişmesini sürdürmüştür.XVII. - XVIII. ASIR DÎVÂN EDEBİYÂTIOsmanlı Devletinin gerilemesine karşılık, Divan Edebiyatı hızlı gelişmesini sürdürmüş, Nef'î gibi ünlü bir şair yetiştirmiştir. Kaside ve hicviyeleriyle ünlü Nef'î, Divan şiirine bambaşka bir hava getirmiştir. Şeyhülislam Yahyâ, Nâilî, Nâbî devrin ünlü şairleri arasındadır. Nesir alanında da önemli gelişmeler görülür: Nergisî ile Veysî süslü nesir geleneğini sürdürürken; Evliya Çelebi, Peçevî, Nâimâ, Koçi Bey halk tipi yazma geleneğine yönelmişlerdir. Halk Edebiyatı belki de altın devrini bu yüzyılda yaşamıştır. Karacaoğlan, Gevheri, Aşık Ömer gibi zirve sanatçılar, Divan Edebiyatını da etkilemişler, geniş halk kitlelerine ulaşarak, Divan Edebiyatının gölgesinde kalan Halk Edebiyatına yeniden can vermişlerdir. XVIII. yüzyılda ise, Divan Edebiyatı son parlak dönemini yaşamıştır. Osmanlı Devleti toprak kaybetmeye devam ederken; edebî faaliyetler artarak sürmüştür. Türk tarihinde zevk, eğlence dönemi olarak bilinen Lale Devri, bu asırdadır. Yüzyılın en ilginç gelişmesi, Halk Edebiyatı ile Divan Edebiyatının yakınlaşmasıdır. Başta ünlü şair Nedim olmak üzere bazı Divan şairleri hece ölçüsüyle şiir yazmayı denemişler, koşma, türkü, semâî gibi nazım şekillerini Divan şiirine kazandırmak istemişlerdir. Şarkı bu düşüncenin ürünüdür. Matbaanın getirilmesi, yazı yoluyla halka ulaşma çabaları, dilde sadeleşmeye neden olmuş, konu ve anlatımda yeni arayışlar içine girilmiştir. Bu yüzyılda Nedim ve Şeyh Galip gibi iki usta Divan şairi yetişmiş Halk Edebiyatı; destansı konular, halk hikayeleri ve diğer ürünlerle gelişmesini sürdürmüştür.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7745263038531721880-7811501655913382006?l=edebiyatciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/feeds/7811501655913382006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7745263038531721880&amp;postID=7811501655913382006' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/7811501655913382006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/7811501655913382006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/2008/01/dvn-edebiyat.html' title='Dîvân Edebiyatı'/><author><name>trakya türk dili ve edebiyatı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17262842620141551520</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7745263038531721880.post-2039870504236162589</id><published>2008-01-11T08:27:00.000-08:00</published><updated>2008-01-11T08:29:27.609-08:00</updated><title type='text'>Halk Edebiyatı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Türk Halk edebiyatı, XIII. yüzyıldan başlayarak, Anadolu'da başlıca iki kolda eserler vermiştir. Bunlardan biri, tasavvuf inanış ve düşünüşleriyle meydana gelen Halk Tasavvuf Edebiyatıdır ki buna Tekke edebiyatı demek de doğrudur.İkincisi, en önemli eser ve şairlerini bu bölümde göreceğiniz din dışı halk edebiyatıdır. Bu manada halk edebiyatı, İslam inanışlarına bağlı kalmak onun hey canlarını da yaşatmakla birlikte genel olarak, aşk şiirleri, tabiat şiirleri, destanlar, aşk ve kahramanlık hikâyeleri söyleyen ve daha başka sosyal konularda eser veren bir edebiyattır. Aynı edebiyat, aynı konular ve vakalarla bir halk tiyatrosu da meydana getirmiştir.Tasavvuf edebiyatı, XIII. yüzyılda Anadolu'da Mevlana Celâleddin Rumî gibi, yüksek zümrenin büyük sofileri elinde ve Fars diliyle eserler vermekte idi. Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled de yine Farsça ile yazdığı eserlerine bazı Türkçe kısımlar eklemişti.Fakat XIII. yüzyıl Anadolu'sunda Tasavvuf felsefesini, o zamana kadar görülmemiş derecede güzel bir Türk diliyle, Türk vezin, şekil ve kafiyeleriyle söyleyerek, yeni yurtta halk diliyle büyük bir tasavvuf edebiyatı kuran Ünlü şair Yunus. Emre'dir.YUNUS EMRE (1238?-1320?):Yunus Emre, yedi yüzyıldan beri, Türk halkı arasında, bir dinî destan kahramanı şöhretiyle yaşayan ve sevilen şairdir. Anadolu halkı, onun hayatı, şahsiyeti ve şiirleri çevresinde çeşit çeşit menkıbeler söylemiş; güzel şiirlerinin, ancak ilâhî bir kaynaktan alınan ilhamla söylendiği inancına varmıştır.Bu sebeple onun, çok az bildiğimiz, gerçek hayatıyla ölçülemeyecek kadar geniş ve zengin bir destanî hayatı vardır. Yunus Emre'nin saf bir toprak adamı olduğu, hayatının ilk çağlarında rençberlikle yaşadığı söylenir. Allaha varma yollarını Hacı Bektaş Veli'den öğrenme fırsatını, saflığı yüzünden kaçırdığı, sonra Tapduk Emre'nin tekkesine koşarak, uzun yıllar bu tekkenin hizmetinde bulunduğu anlatılır; yıllarca bu tekkeye düz ve kuru odun taşıdığı, yıllarca seyahat ettiği ve bir gün kilidi açılıp dili çözülerek, duyulmamış derecede güzel şiirler, ilâhîler söylemeye başladığı hikâye edilir.İşte, her menkıbenin bir parça da hakikat taşıdığı düşünülerek, gerek bu destanlardan, gerek Yunus'un kendi şiirlerinden ve ele geçen yazılı belgelerden çıkarılan bilgilere göre, Yunus'un büyük hayatı, şöylece özetlenir:Yunus Emre, Anadolu'ya Horasan illeri'nden gelmiş bir aileye mensuptur. Şair XIII. yüzyılın ikinci yarısında ve XIV. yüzyıl başında Orta Anadolu’da yaşamış bir Türkmen dervişi idiİlim âlemi yıllardan beri onun hayatını, nerede doğup, nerede öldüğünü araş&amp;shy;tırıyor. Halbuki bu büyük şairin Anadolu'da dokuz yerde mezarı vardır. Bir tek vücudun birden fazla yerde gömülü olması, daha bazı din uluları için de düşünülmüştür. Her şehir, her köy, Yunus'un kendi topraklarında gömülü olmasını istemiş, ona kendi bağrında bir makam hazırlamış, herhangi bir mezarın, onun mezarı olabileceği hayaline kapılmıştır.Yine menkıbelerden ve şiirlerinden öğrendiğimize göre, Yunus, Mevlâna Ce&amp;shy;lâleddin Rumî ile Hacı Bektaş Veli ile ve XIII. yüzyılın diğer büyük Anadolu sofilerinden Saltuk Baba, Barak Baba, Tapduk Baba gibi şahsiyetlerle görüşmüş, bun&amp;shy;lardan Tapduk Baba'ya müritlik yapmıştır.“Mescidde medresede çok ibâdet eyledüm”gibi sözler söylediği halde, bu büyük şairin medrese öğrenimi görüp görmediği bilinemiyor.ESERLERİ: Yunus’un, Risâlet-ün-Nushiyye adlı, öğretici bir mesnevisi vardır. Aruzla yazılan bu eser, bize şairin bir mürşit sıfatıyla da çalışmış olabileceğini düşündürüyor. Onun asıl ölmez eseri, büyük bir aşk ve düşünüş heyecanı ile söylediği şiirlerini bir araya toplayan Divan’ıdır.Yunus divanında aruz vezniyle ve gazel şeklin&amp;shy;de söylenmiş şiirler de vardır, fakat şair ilahilerinin çoğunu ve en güzellerini hece ile ve dörtlüklerle söylemiştir.EDEBİ ŞAHSİYETİ Yunus Emre, Türk düşünüş edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Onun uzun, devamlı hayat tecrübeleri, varlık, yokluk, aşk ve Allah hakkında hummalı zihin yoruşları vardır. İslam inanışının, üzerinde durmaktan çekindiği birçok problemler, Yunus'un serbest ve zeki düşüncelerine konu olmuştur. Şair, duyup düşündüklerini, sade bir Türkçeyle anlatmıştır “Salınur Tûba dalları - Kur'an okur hem dilleriCennet bağının gülleri - Kokar Allah deyü deyü”gibi sade, basit, fakat söylenilmesi güç mısralardır. Yunus Emre, her nesnede, her yerde, Allah’ın varlığını bulan bir şairdir. O yüzden şiirlerinde genellikle mistik bir hava vardır.DİLİ ve SANATI Onun, hiç bir yapmacığa sapmadan, bir sanat kaygısına düşmeden söylediği sade, külfetsiz fakat güzel şiirlerine bütün tasavvuf edebiyatında benzer şiirler bulmak kolay değildir. Yunus’un şiirlerinde tasavvufun söylenmesi güç fikir ve heyecanları, berrak bir su içindeymiş gibi, hemen görülür. Yunus bu şiirleri, eskiden öğrendiği bazı unutulmaz şiirleri hatırlıyor, onları tekrarlıyormuşçasına kolay söylemiştir. Yunus'un şiirlerinde İslami bir duyuş ve düşünüş sistemi olan tasavvuf felse&amp;shy;fesi, Yakın Doğu medeniyeti'nin ilhamıdır. Fakat geri kalan her şey, dil, vezin, nazım şekli ve eşsiz bir Türkçe ile söyleyiş, hemen tamamıyla millidir. PÎR SULTAN ABDAL XVI. yüzyıl Tekke edebiyatının coşkun ve Ünlü bir şairi de Pir Sultan Ab&amp;shy;dal'dır. Heyecanlı bir şair olması; halk tarafından çok tutulması; onun adının ve şiirlerinin yaşama&amp;shy;sını sağlayan sebeplerdendir. Pir Sultan'ın, halk deyimleriyle; Sivas dolaylarına ait coğrafya isimleriyle ve günün olaylarından yankılanmış heyecanlarla süslediği şi&amp;shy;irler, çok kere güzel ve samimidir. Ancak bu şiirlerde Yunus Emre'de okumaya alıştığımız, derin ve feragat dolu, ilahi aşk felsefesine, aynı kuvvetle rastlamak kolay değildir. Pir Sultan'ın şiirlerinde, bu şairin dünya işlerine ve dünya ihtiraslarına karışmasından doğan bir maddilik sezilir. DEDE KORKUT HİKÂYELERİ Dede Korkut Hikâyeleri, fetih yıllarından beri Anadolu'nun doğusunda yaşayan Oğuz Türkleri'nin, Gürcü'ler, Abaza'lar, Trabzon Rumları ile yaptıkları savaşları anlatır; eski Türk mitolojisinden hatıralar yaşatır; bu ülkelere yerleşen Oğuz Türkleri'nin kendi iç maceralarını hikâye eder. Fakat bu hikâyelerin özü sayılan temel konular, Oğuz Türkleri'nin eski destanlarından alınmıştır: Bu gibi destan hatıraları, yeni coğrafyada, yeni tarih olaylarıyla birleşerek, yeni hikâyeler haline gelmiştir. Esasen Dede Korkut Hikâyeleri, bazen hikâye çehresi taşıdıkları, bazen masal çeşnisi gösterdikleri halde, daha çok destan adı verilecek özelliklerle söylenmiştir.HİKÂYELERİN DİLİ Dede Korkut Hikâyeleri, Türk halk dilinin kendi kelimeleri, kendi deyimleri, kendi hikâye üslubuyla ne güzel eserler verebileceğini meydana koyan değerli kaynaktır. Dede Korkut Hikâyeleri, yarı manzum, yarı nesir diliyle söylenmiş hikâyelerdir. Ancak bu hikâyelerdeki nesirde, nesirden çok nazma yakın bir ahenk vardır. Bu ahenk, nesir cümlelerinin yer yer vezinli parçalarla, iç kafiyeleriyle seslendirilmesinden doğmuştur. Manzum parçalarda, bazen, muntazam nazma, bazen serbest söyleyişe yaklaşan bir çeşitlilik vardır. Muntazam mısraları 4 + 4 + 4 ya da 4 + 3 ve 4 + 4 vezinleriyle, bazen de 4+ 4 + 3 ahengiyle söylenmiştir. Nesir cümlelerindeki vezinli parçalarda da yine bu vezinlerin ahengi vardır. HİKÂYELERİN YAZARIBugün elimizde bulunan Kitâb-ı Dede Korkut adlı yazma eserde bir başlangıç yazısından sonra, 12 ayrı hikâye vardır. Fakat müstakil maceralar gibi görünen bu hikâyelerin birleşen tarafları çoktur. Bazı hikâyelerdeki olay ve kahramanların öteki hikâyelerle ilgili olması, Dede Korkut isimli, bilgili Oğuz atası'nın, her hikâyede ufak, büyük bir vazife görmesi, hikâyeleri birleştiren taraflardandır. Hikâyelerin gerek manzum, gerek mensur parçalarında, böyle birbirine benzer sözler, hitaplar, şahıs ve tabiat tasvirleri çoktur. Hatta bazı araştırıcılar Dede &amp;shy;Korkut Hikâyeleri’ndeki bu söyleyiş benzerliğine dikkat ederek, hikâyelerin bugün adını bilmediğimiz -çok usta- bir yazar tarafından yazıldığını ileri sürmüşlerdir. Şu halde Dede Korkut Hikâyeleri’ni -şimdilik- Oğuz Türkleri arasında o çağların gelenekleşmiş hikâye Üslubuyla söylenen destanî halk hikâyeleri diye tanımaktayız. Bu hikâyeler, XV. yüzyılın ilk yıllarında, okuma yazma bilen herhangi bir meraklı, belki de hikâye anlatmayı meslek edinmiş bir halk hikâyecisi tarafından bir deftere yazılarak ölümsüzleştirilmiştir. Bu hikâyeler tıpkı Türk destanları gibi, bir tek şahsın değil, bütün bir milletin hikâye yaratma hünerleriyle meydana gelmiş ortak halk edebiyatı verimleridir.HİKÂYELERDE DESTAN ve MİTOLOJİ HATIRALARI Dede Korkut Hikâyeleri'nde eski Türk destanlarından yankılar yaşadığını söylemiştik. Mesela bir kısım Dede Korkut kahramanları, eski destanlardaki gibi, bir canavar öldürdükleri ya da canavarlarla güreştikleri için şöhret kazanırlar; at, ağaç, ışık, su sevgisi gibi milli destan unsurları, Dede Korkut Hikâyeleri’nde de vardır. Altın, gümüş, bakır, çelik (pulat) gibi. Türkçe maden isimleri hikâyelerde aynı Önemle anılmaktadır. HALK EDEBİYATININ GELİŞMESİ Anadolu'da Türk Halk Edebiyatının, bu arada Halk şiirinin, milli vezinler, milli şekiller, milli duygu ve söyleyişlerle adeta klasik bir çehre alarak gelişmesi, XV.-XVII. yüzyıllarda olmuştur. XV. yüzyılda Bahşi XVI. yüzyılda Kul Mehmed, Öksüz Dede, Hayalî ve Köroğlu gibi tanınmış şairler yetiştiren halk şiirinin, daha çok sayıda kudretli şairler elinde bir altın devri yaşadığı yüzyıl ise XVII. yüzyıldır. Bu yüzyıllarda ellerinde sazlarla; diyar diyar dolaşıp, gördükleri yurt güzelleri ve yurt güzellikleri için şiirler söyleyen saz şairleri, Türkiye'de gittikçe gelişen bir Halk edebiyatının şöhretli ozanlarıydı. Saz şairleri, ordularda, kışlalarda, hudut boylarında bazen bir Türk askeri olarak vazife alıyor; çeşitli savaş türküleri ve kahramanlık şiirleri söylüyorlardı. Aynı şairlerin türkülerinde, koşma'larında, des&amp;shy;tanlarında, yaşadıkları çağın sosyal hayatından yankılar bulunuyor, Türk milleti&amp;shy;nin, tarih ve topluluk olayları karşısındaki duygu ve düşünceleri işleniyordu. Saz şairleri, halk toplantı yerlerinde çok sevilen, çok aranılan kimselerdi. Ay&amp;shy;nı toplantılarda Halk hikâyecileri de bulunuyordu. Hikâyeciler, halka eski des&amp;shy;tanları tekrarlıyor, dini hikâyeler anlatıyor; günün sosyal hayatından alınmış ko&amp;shy;nuları hikâye ediyorlardı. Sosyal hayatın bozuk tarafları, komik sahneleri, halkın gözünden kaçınıyor, halk zekâsı, hikâyecilerin eliyle bunları kuvvetle karikatürize ediyordu. Hikâyecilerin yaptığı iş, bir taraftan da halk tiyatrosunda, Ortaoyunu, gölge oyunu (Karagöz) olarak sahneye konuluyordu. Bütün bu Halk edebiyatı hareketleri yüksek zümre tarafından layıkıyla mühimsenmediği için, onların bu söyleyişleri, okuryazarlar tarafından yazıya geçirilmiyordu. Bazı mutlu tesadüflerle yazıya geçebilenlerin dışında kalan birçok şiirler ve hikâyeler, ancak Türk halkının vefalı hafızasında yaşıyor, birçokları da tarihin karanlığına gömülüyordu. Sazlarla birlikte söylendikleri için halk dilinde güzel sesleriyle yaşayan bu şiirlerin birçoğu, yazılı edebiyata daha sonraki yüzyıllarda geçmiştir. Halk edebiyatı, XVII. yüzyılda, halk şiiri, halk hikâyesi, halk tiyatrosu alanla&amp;shy;rında eserler vermiş; Halk şiirinin en büyük saz şairleri, halk hikâyecileri, Karagöz, Orta-oyunu gibi halk tiyatroları, saraylara da girerek, yüksek zümre arasında ciddi bir rağbet görmeye başlamıştır. İmparatorluğun her köşesine yayılan saz şairleri, yeniçeriler, sipahiler, levent&amp;shy;ler gibi askerî topluluklar içinde; kahvehaneler, bozahaneler, gezinti yerleri gibi, halk toplantı yerlerinde yetişiyor, şiirlerini de yine buralarda söylüyorlardı. Cura, çöğür, tanbura gibi çeşitli sazlar çalan bu şairlerin, askeri alaylara katıldıkları da oluyordu.Bir kısım saz şairleri, yalnız hece vezniyle ve milli nazım şekilleriyle şiir söylemekle yetinmiyor, aruz veznini ve Divan şiirinin nazım şekillerini de kullanı&amp;shy;yorlardı. Bu tarz Halk şiirlerinde Divan şiirinin kelime, deyim, teşbih Ve kavramlarına yer verildiği görülüyor; buna karşı, Divan şiiri lisanında da halk deyimlerinin yer bulduğu oluyor, yüksek zümre şairlerinin halk tarzı şiirden hoşlanmaya başladıkları seziliyordu. XVII. yüzyılın tanınmış saz şairleri içinde, Kuloğlu, Kâtibi, Kayıkçı Kul Mus&amp;shy;tafa, Âşık Gazi, Âşık Hasan, Demircioğlu gibi önemli isimler vardır. Bunlar ara&amp;shy;sında sivrilerek, büyük şöhret yapmış en namlı şairler ise, Âşık Ömer, Gevheri ve Karacaoğlan'dır.KARACAOĞLAN Türk saz şairleri içinde tamamıyla halk zevkine bağlı kalarak, şiirlerinde bu zevkin bütün inceliklerini, saf ve yerli söyleyişlerini dile getiren şair, Karacaoğ&amp;shy;lan'dır. Karacaoğlan, elde edilen son bilgilere göre, XVI. asrın ikinci yarısında ve XVII. asır başlarında yaşamış bir saz şairidir. Şiirlerinde Divan kültürü bulunan, XVII. asır saz şairi Âşık Ömer'in Karacaoğlan'dan bahsederken, onu, «saçma sa&amp;shy;pan söz söyleyen kimse» anlamında kullandığı ozan kelimesiyle yâd ettiği bilinir. Âşık Ömer, ozan kelimesini, yüksek zümre dilindeki mana ile kullanmış ve ken&amp;shy;dinden önce yaşayarak, yalnız halk tarzında söyleyen Karacaoğlan'ı küçük görmüştür. Buna mukabil, Karacaoğlan, (belki de kendisine divan kültürü'nü tanıta&amp;shy;cak bir çevrede yetişmediği için) daha çok, halk nazım geleneğinin ve tarihi halk söyleyişinin bir temsilcisi olmuştur. Gezici saz şairi hayatına uyarak diyar diyar dolaşan şair, her ayrıldığı yerden yeni bir yurt güzelinin özlemini yüklenerek ayrılmış; her vardığı yerde, yeni bir yurt güzeline gönül vermekte gecikmemiştir. Al veya mavi kadife şalvarlar giyen, saçları dizlerine kadar uzanmış, ibrişim kuşaklar sarınan; ellerinde, başlarında gül ve papatya dizileri taşıyan bu yurt güzellerini Karacaoğlan öve öve bitiremez. Ağızlarının oğul balı gibi tatlı olduğunu, seslerinin kumru sesi gibi nazlı olduğunu, bu yerli ve milli güzelliğin farkında olarak söyler. Şair: Ela gözlerini sevdiğim dilberKokuya benzettim güller içindeİnceciktir belin, hilaldir kaşınSelviye benzettim dallar içindegibi söyleyişleriyle, ne kadar yerli ise, İndim seyran ettim Frengistanıİlleri var bizim ile benzemezLevin tutmuş goncaları açılmışGülleri var bizim güle benzemezgibi söyleyişleriyle de o kadar millidir. Aynı şiirde. Karacaoğlan'ın, bu yabancı illerde konuşulan dili yadırgayarak çok sevdiği Türkçe'ye benzemeyen bu dillerden hoşlanmadığını; Güzelleri şarkı söyler çığrışırfakatDilleri var bizim dile benzemezdiye, Türkçe konuşulmayan yerleri sevmediğini ve bu duygusunu: Vatan tutup bu yerlerde kalınmazİlleri var bizim ile benzemezdiye ifade eder.&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7745263038531721880-2039870504236162589?l=edebiyatciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/feeds/2039870504236162589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7745263038531721880&amp;postID=2039870504236162589' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/2039870504236162589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/2039870504236162589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/2008/01/halk-edebiyat.html' title='Halk Edebiyatı'/><author><name>trakya türk dili ve edebiyatı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17262842620141551520</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7745263038531721880.post-2443031050624969647</id><published>2008-01-11T08:24:00.000-08:00</published><updated>2008-01-11T08:27:39.037-08:00</updated><title type='text'>BATI EDEBİYÂTI</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;GirişBilinen en eski dönemlerden günümüze kadar Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde ortaya koydukları edebî ürünlerin tümüne birden Batı edebiyatı adı veri-lir. Batılı uluslar, temelde aynı uygarlığa, Batı uygarlığına bağlı oldukları için, düşünüş ve duyuş tarzları da pek çok noktada ortak özellikler göstermektedir. Bu bakımdan genel bir kavram olarak Batı edebiyatından söz edilebilir. Bu ünitede Batılı ulusların edebiyatları , dönemlerine ve ayrı ayrı edebî anlayışlarına ve akımlara göre incelenerek, sonuçta Batı edebiyatı adlı bütüne ulaşılacaktır.2. Klâsik Batı EdebiyatıEn eski zamanlardan Rönesans dönemine kadar Batı edebiyatı, Yunan ve Lâtin edebiyatlarıyla temsil edilmiştir. Batılı ulusların yazı dilleri ve millî edebiyatları ise aşağı yukarı Rönesans döneminde ortaya çıkmıştır. Onun için batı edebiyatının ilk örnekleri Yunan ve Lâtin edebî metinleridir. 2.1. Yunan EdebiyatıYunan edebiyatı birkaç dönemde incelenebilir:2.1.1. I. Dönem (M.Ö. IX. - VII. yy.)M.Ö. IX-VIII. yüzyıllarda Homeros ve Hesiodos gibi iki büyük şair yetiştirmiş olan Yunan edebiyatının en önemli türü şiirdir. Şiirler vezinli, ancak kafiyesizdir. Şiir türleri içinde de en çok görülen destan (epik şiir) dır. Destan nedir ?Bir milletin ortak tarihinde önemli izler bırakan savaş, doğal afet , türeyiş, ölüm ,büyük başarı ya da yenilgileri ve bu olaylarda önemli rol oynamış büyük kahramanların hayatlarını manzum hikâyeler hâlinde anlatan metinlere destan de-nir.Ulusların ortak bilinçlerinde yaşayan destanlarda olay ve kişiler genellikle mitolojik ve menkıbevî nitelikte olağanüstü bir karaktere sahiptir. Homeros , M.Ö. IX. yüzyılda yaşamış, Hem Yunan edebiyatının hem de dünya ede-biyatının en büyük destan şairlerinden biridir. İzmir'de doğmuş ve İonia bölgesinde yaşamıştır. İlyada ve Odysseia adlı iki destanı vardır. Bu destanlar , Yunanlıların temel kültürel kaynakları arasında yer alır. İlyada destanında, Yunanlıların Troia'lılarla 10 yıl savaşıp, sonunda onları yenmeleri anlatılır. Odysseia destanında ise İthaka adasının kralı olan Odysseus'un 10 yıl süren Troia Savaşı dönüşünde yolda karşılaştığı olaylar ve ülkesine döndüğünde kendisinin yokluğunda olan bitenler anlatılır. Bu destanlarda mitolojik tanrıların insanlarla olan değişik ilişki biçimlerine , insanların ve tanrıların duygu , düşünce , hayal , özlem , tutku , öfke , kin ve sevinçlerine , olağanüstü ve tarihsel birtakım olaylara yer verilir. Hesiodos M.Ö.VIII. yüzyılda Askra kasabasında yaşamıştır. Didaktik (eğitici-öğ-retici) şiir türünün kurucularındandır. Şiirleriyle halka adaletli davranma , iyilik yapma , çok çalışma gibi olumlu değerleri aşılamaya , öğüt vermeye çalışmıştır. Hesiodos'un İşler ve Günahlar , Theogonia adlı iki eseri vardır. 2.1.2. II. Dönem (M.Ö. VII. - VI. yy.)M.Ö. VI. yy. da yaşamış olan Sappho, bu dönemin ünlü ozanlarındandır. Midilli adasında doğmuş, genç kızların eğitimi için çalışmıştır; zengin bir ailenin kızıdır.170 parçadan oluşan şiirlerinde en çok aşk temasını işlemiştir. Yunan edebiyatının önde gelen lirik şairlerindendir. M.Ö. VI. yy.da yaşamış olan Aisopos (Ezop) , Anadolu'da Phrigia'da doğmuş ,Mısır , Asya , Yunanistan'a seyahatler yapmış; tanrı Apollon'a karşı geldiği için uçuruma yuvarlanarak öldürülmüştür. Gezdiği Doğu ülkelerinden öğrendiklerinden , gözlemlerinden edindiği materyallerle düzyazı tarzında fabl (masal) lar yazmıştır. Tek eserinin adı Fabllar olup fabl türünün kurucusudur.Fabl nedir?Kişileri insan gibi konuşup davranan hayvan , bitki ve cansız varlıklardan olu-şan, kıssadan hisse çıkarıp ders vermeyi amaçlayan masaldan kısa öykülere denir. Bu dönemin diğer önemli şairleri arasında Alkalos (M.Ö. VII. yy.) ve Anakreon (M.Ö. VI. yy.) sayılabilir. 2.1.3. III. Dönem (M.Ö. VII. - VI. yy.)Yunan edebiyatı en parlak ürünlerini M.Ö. V.-IV. yüzyıllarda vermiştir. Aiskhylos (M.Ö. 525-456) , dönemin en büyük tragedya şairidir. İlk defa, tragedyanın aktör sayısını ikiye çıkararak, koro yerine diyaloğu ön plâna geçirmiştir. Maske,aktörün yüzünü saklayan bir alet olmaktan çıkıp, onun karakterini de yansıtır olmuştur. Eserlerinde tanrıların belirleyici gücüne önem vermiş; dünyayı ve insanları tanrıların, olması gerektiği gibi, iyi bir şekilde yönettiği , tanrılara isyan edenlerin cezalandırılması gerektiği tezini savunarak, yerleşik düzeni , gelenekleri ve toplum ahlâkını benimsemiştir. Ona göre insanlar tanrılar tarafından belirlenen alınyazılarını kabullenmek zorundadırlar. Ele geçen yedi tragedyası şunlardır : Yalvaran Kızlar Persler, Thebai'ye Karşı Yediler , Zincire Vurulmuş Prometheus, Oresteia trilogia , Agamemnon , Kheephoroi , Eeumenides.Sophokles (M.Ö. 495-406) de tragedyayı geliştirerek oyuncu sayısını 3'e , korodaki şarkıcıların sayısını da 12'den 15'e çıkarmış; trilogia denilen üçleme yazma biçimini kaldırmıştır. Aiskhylos'un tragedyalarında insanlar tanrılara boyun eğmek zorunda iken, Sophokles'in eserlerinde insanlar alınyazıları ve tanrılarla mücadele ederler. Ancak sonunda yenilen insanlar olur. Elde Kral Oidipus , Oidipus Kolonos'ta ,Antigone , Aias , Elektra , Trakhisli Kadınlar ve Philoktetes adlı yedi eseri bulunmaktadır.Üçüncü büyük tragedya şairi olan Euripides (M.Ö. 480-406) , insan-tanrı mücadelesi yerine insanın kendi kendisiyle olan mücadelesine yer vermiştir. İnsan kendi ihtiraslarıyla mücadele hâlindedir , ancak yenik çıkar. Başlıca eserleri şunlardır : Medeia , Hippolytos , İphigeneia Aulis'te , phigeneia Tauris'te , Orestes , Elektra , Hekabe , Andromakhe.İlk büyük komedya şairi Aristophanes (M.Ö. 445-385) 'tir. Aristophanes, gelenekçi bir anlayışa sahip olup sanat , siyaset ve felsefe alanlarında yapılan yeniliklere ve yenilikçilere saldırmıştır. En önemli komedileri : Atlılar , Eşek Arıları , Kuşlar , Kurbağalar , Bulutlar , Barış , Lysistrate.2.1.4. IV. Dönem (M.Ö. III. - II. yy.)Büyük kütüphanelerin , meşhur sanatçı ve bilginlerin bulunduğu İskenderiye, "İskenderiye Çağı" da denen bu döneme damgasını vurmuştur. Pastoral nazım türünün kurucusu olan Theokritos (M.Ö. III. yy.) yazdığı kısa şiirlerinde doğa sevgisini işlemiştir. Şiirlerine Eidyllia (kısa şiirler) adı verilmiştir. Pek çok ülke gezmiş olan Herodotos (M.Ö. 482-425) , tarih türünün kurucusu olup ,Tarih adlı eserinde gezdiği ülkeler ve halkları hakkında bilgi vermiştir. Hitabet türünde Demosthenes (M.Ö. 385-322); felsefede ise Sokrates (M.Ö. 470-399) , Eflatun (M.Ö.429-347) ve Aristoteles (M.Ö. 384-322) dönemin önde gelen isimlerin-dendir.2.1.5. V. Dönem (M.Ö. II.-M.S.II. yy.)"Yunan-Lâtin Çağı" adı verilen Roma egemenliğinin sürdüğü bu dönemde en önemli yazar , biyografi yazarı olan Plutarkhos (46-120)'tur. Paralel Hayatlar adlı eserinde eski Yunan kültürünü canlandırmaya , ahlâk ve insanlık dersi vermeye çalışmıştır.2.2. Lâtin EdebiyatıRomalılar Yunanistan'ı M.Ö. 250'li yıllarda siyasî anlamda egemenlikleri altına aldıktan sonra Lâtin edebiyatı , daha çok Roma'da Yunan kültür ve edebiyatının etkisiyle ve taklidiyle oluşmuştur. Eski Atina'da Yunan sanatçıları daha özgür ortamlarda ürün veriyorlardı. Onlar kendi dönemlerinde yaşayan kişileri , yöneticileri serbestçe hicvedip eleştirebiliyorlardı. Ancak Roma'da Lâtin komedya şairleri bu bakımdan özgür değillerdi.Lâtin edebiyatının ilk önemli sanatçıları arasında tragedya şairi Ennius (M.Ö. 240-170), komedya şairi Plautus (M. Ö.184) ve Terentius (M.Ö. 159) yer alır. Bunlar Yunan sanatçılarını örnek almışlardır. Daha sonra Lucretius (M.Ö. 98-53) didaktik nazım, Catullus(M.Ö. 78-54) lirik nazım türünde ; Vergilius (M.Ö. 70-19) pastoral , epik ve didaktik nazım; Horatius (M.Ö. 64-8) lirik ve didaktik nazım; Ovidius (M.Ö. 43-M.S. 18) lirik nazım türlerinde ve mitolojide ; Cicero (M.Ö.106-43) hitabet türünde; Sallustius (M.Ö. 86-34) , Titus Livius (M.Ö. 59-M.S. 19) ve Tacitus (54-129) tarih yazıcılığında; Seneca (M.Ö. 4-M.S. 65) da felsefe ve tragedyada önde gelen isimlerdendir.3. Alman Edebiyatı3.1. Rönesans Dönemi Alman EdebiyatıBu dönemde Luther (1483-1546) İncil'i Latinceden Almancaya çevirerek edebî Almanca için önemli bir zemin hazırlamış oldu.3.1. Romantik (Coşumcu) Dönem Alman EdebiyatıGoethe (1749-1832), özellikle şiir ve romanlarıyla romantizm akımını başarılı bir şekilde temsil etmiştir. Lirizme, aşk maceralarına, halk edebiyatı unsurlarına ve birtakım felsefî yorumlara yer vermiştir. Başlıca şiirleri Roma Eyejileri ve Divan adlı eserlerinde toplanmıştır. En önemli tiyatro eseri Faust, en önemli romanı da Genç Werther'in Acıları adını taşır.Alman edebiyatının diğer önemli romantik sanatçıları arasında Schiller (1759-1805), Schlegel Kardeşler (Wilhelm 1767-1845, Friedrich 1772-1829), Heine (1798-1856) gibi şairler; Hoffmann (1776-1822) gibi romancılar; Kleist (1777-1811), Hebbel (1813-1883) gibi tiyatrocular sayılabilir.3. Gerçekçi (Realist) Dönemde Alman EdebiyatıAlman edebiyatında Fontane (1819-1898), Storm (1817-1888), Hauptmann (1862-1946) gerçekçi yazarlar arasında gösterilir.Gerçekleri olduğu gibi yansıtmanın üzerinde durmuşlardır. Günlük olayları ve ayrıcalığı olmayan kişileri işlemişlerdir. Günlük konuşma dilini kullanmışlar ve abartılı coşkulardan kaçınmışlardır. Bütünü görmeyi ve düşündürmeyi amaçlamışlardır.3.4. 20. Yüzyıl Alman EdebiyatıŞiir türünde bu yüzyılda Alman edebiyatının en önemli şairlerinden birisi Rainer Maria Rilke(1875-1926)'dir. En çok aşk, ölüm, tabiat gibi temalara yer vermiş; lirik bir üslûbu benimsemiş ve Alman halk şarkıları geleneğine ait unsurlardan yararlanma yoluna gitmiştir.Roman türünde Thomas Mann (1875-1955), Hesse (1877), tiyatro türünde ise Brecht (1898-1956) belli başlı yazarlar arasında yer alırlar.3.5. 20 Yüzyıl Avusturya EdebiyatıÖnde gelen bir yazar, Franz Kafka (1833-1924)'dır. O da varoluşçu yazarlar gibi insanın saçma ve kötü bir dünyadaki trajedisine, bunalımlarına, kişinin çağına, ailesine, işine yabancılaşması temalarına yer vermiştir. Onun en önemli teması "yabancılaşma"dır. Başlıca Eserleri: Değişim (1915), Hüküm (1916), Ceza Sömürgesi (1919), Bir Taşra Doktoru (1920), Dava, Şato, Amerika.4. Amerikan Edebiyatı4.1. Romantik Dönem Amerikan EdebiyatıAmerikan edebiyatında ilk büyük sanatçılar bu dönemde yetişmeye başlamıştır.Moby Dick romanlarıyla Herman Melville (1819-1891), şiirleriyle Edgar A. Poe (1809-1849) ve Walt Whitman (1816-1892); şiir ve denemeleriyle R. W. Emerson(1803-1882) başlıca romantik sanatçılardandırlar.4.2. Gerçekçi Dönem Amerikan EdebiyatıGerçekçilik, önce romantizmle iç içe görünür. Nathaniel Hawthorne(1804-1864) ve Moby Dick romanıyla tanınan Melville romantizmi ve gerçekçiliği eserlerinde dengeli biçimde kullanan yazarlardır. Gerçekçilik akımını daha sonra sürdüren öteki yazarlar Hanry James (1843-1916), Louise May Alcott (1832-1898)'tur.4.3. 20. Yüzyıl Amerikan Edebiyatı20. yüzyılda Amerika'da özellikle roman ve hikâye türlerinde daha çok ürün verilmiştir.Mark Twain(1835-1910), Tom Sawyer'in Maceraları(1876), Missisippi'de Hayat(1833) gibi eserlerinde daha çok mizahî bir üslûbu benimsemiştir. O'henry (1862-1910) ise küçük hikâye türünde büyük bir üne sahiptir. Olaylarda sürpriz unsuruna ve yalın bir anlatıma önem verir.Jack London (1876-1916), Vahşetin Çağrısı (1903), Uçurum Halkı (1903) ve Martin Eden (1909) gibi romanlarının konularını daha çok kendi yaşantılarından ya da çevresinden almıştır.John Steinbeck (1902-1968), toplumcu gerçekçi bir Amerikan yazarıdır. Yoksul ve sömürülmüş kitlelerin, işçilerin sorunlarına, bireysel ve sosyal dünyalarına eğilmiştir. Daha çok California çevresine yer vermiştir. Başlıca romanları şunlardır: Ke-nar Mahalle (1935), Farelere ve İnsanlara Dair (1937), Gazap Üzümleri (1939), Sardalya Sokağı (1945).Ernest Hemingway (1898-1961) de ezilen yığınların sorunları, adalet, baskıyla boyun eğmeme gibi konuların yanında uluslararası savaşların kötülüğü, tabiatın güzelliği ve yaşama sevinci temalarına ağırlık vermiştir. Başlıca romanları: Bahar Selleri (1926), Güneş Gene Doğar (1926), Silâhlara Veda (1929), Çanlar Kimin İçin Çalıyor (1940), İhtiyar Adam ve Deniz (1953).Şiir türünde ise en önemli Amerikan şairlerinden biri olan Ezra Pound (1885-1972)tüm dünya milletlerinin kültürlerinden yararlanma yoluna gitmiş ve imgecilik (imajizm) akımının öncüleri arasında yer almıştır. Ayrıca I. Dünya Savaşı yıllarında faşizmi desteklemesiyle ünlüdür.5. Fransız Edebiyatı5.1. Rönesans Dönemi Fransız EdebiyatıVillon (1431 ?), Ortaçağın sonlarında ve Rönesans’a geçiş süreci içinde yaşamış önemli Fransız şairlerinden birisidir. Şiirleri Küçük Vasiyetname ve Büyük Vasiyetname adlı kitaplarda toplanmıştır.Asıl yeni Fransız şiiri, XVI. yüzyılda Lâtinceyi bırakıp Fransızca ile şiir yazma davasını güden ve La Pleiade adındaki edebiyat okulunu kuran yedi şairin şiirleriyle başlar. Bu grubun en önemli şairlerinden birisi Ronsard (1524-1585)'dır. Başlıca eserleri Aşklar, Odlar, Egloglar adlarını taşır. Bu dönemin önde gelen Fransız romancısı Rabelais (1490-1553)'dir. Gargantua ve Pantagruel adlı romanları ünlüdür.Rönesans dönemi Fransız edebiyatının en önemli ismi hiç şüphesiz deneme türü-nün öncüsü Montaigne (1533-1592)'dir. Denemeler adlı eserinde yer alan metinlerinde Hristiyanlıktan ve geleneksel düşünce biçimlerinden farklı olarak bağımsız insan düşüncesini ortaya koyan örneklere yer vermiştir. İnsan ve toplumla ilgili hemen her konuda alışılmışın dışında yeni yaklaşımlar getirmiştir.5.2. Klâsik Dönem Fransız EdebiyatıPierre Corneille (1606-1684), Klâsisizmin ilkelerini uygulayan ilk büyük tragedya şairidir. Onun oyunlarındaki kişilerin, tutkularıyla görevleri çatışır. Ancak sonunda güçlü iradeleriyle tutkularını bastırırlar. En önemli eserleri Le Cid, Horace, Cinnave Polyeucte'tür.İkinci önemli tragedya şairi Jean Racine (1639-699)'dir. Racine'in oyun kişileri tut-kularının, yazgılarının ve tanrıların esir olurlar. Başlıca eserleri And Romaque, İphige-nie, Phedre'dir. Moliere (1622-1673) ise komedya alanında başarılı ürünler vermiştir. Toplum ve insandaki gülünç âdetleri, çirkin ve kötü huyları, kusurları sergileyerek, güldürerek düşündürmeyi, eğlendirerek öğretmeyi amaç edinmiştir. Başlıca eserleri şunlardır:Gülünç Kibarlar. Kadınlar Mektebi. Zorla Evlenme, Tartuffe, Don Juan, Zoraki Hekim,Cimri, Hastalık Hastası.La Fontaine (1621-1695) özellikle Aisopos'tan yararlanarak yazdığı fabllarıyla ünlüdür. En önemli eseri Fabllar'dır. La Rochefoucauld (1613-1680) özdeyiş (vecize), Boileau (1636-1711) eleştiri türü-nün, Descartes(1596-1650) ve Pascal(1623-1662) felsefe alanının önde gelen isimlerindendir.5.3. Romantik Dönem Fransız EdebiyatıEn önemli romantik sanatçı Victor Hugo (1802-1885)'dur. O, Cromwell adlı dramının önsözünde romantizmin temel ilkelerini ortaya koymuştur. Şiir, roman ve oyunlarında tabiat, özgürlük, vatan, milliyetçilik gibi temalara yer vermiştir. Sefiller adlı romanında seçkin sınıftan olmayan halktan ve toplum dışında kalmış insanların da dünyalarına, duygu ve düşüncelerine yer vermiştir.Hugo'nun yanında Lamartine (1790-1869) ve Musset (1810-1857) de şiir türünde etkili olmuş şairlerdendirler.5.4. Gerçekçi Dönem Fransız EdebiyatıHonore de Balzac (1799-1850) her ne kadar romantik edebiyat döneminde yaşamış olsa da gerçekçiliğin (realizmin) müjdecisi olmuştur. Balzac kişileri ve toplumu enince ayrıntılılarıyla incelemiş, olayları ve olguları eleştirel bir tutumla sergilemiş, insanlar arası ilişkileri dikkatli bir gözle gözlemleyerek romanlarını yazmıştır. En önemli romanları: Goriot Baba ve Vadideki Zambak'tır.Gerçekçiliğin müjdecilerinden bir başka yazar da Henri Beyle Stendhal (1783-1842)'dir. O da gördüklerini olduğu gibi, süslemeden yalın bir dil ve üslûpla aktar-mıştır. İnsanı içinde yaşadığı sosyal çevreden koparmadan vermiştir. Stendhal'e göre "roman, yol boyunca gezdirilen bir ayna olup, gördüklerini aynen yansıtır". Başlıca romanları: Kırmızı ve Siyah, Parma Manastırı.Gustave Flaubert (1821-1880), romanlarında gözlemlediklerini kendi duygu ve düşüncelerine yer vermeden sergilemeye, hayatı olduğu gibi aktarmaya çalışmıştır.En önemli romanı Madam Bovary'dir.Guy de Maupassant (1850-1893) da özellikle küçük hikâye türünde gerçekçi ürünler vermiştir. Hikâye türünde klâsik kurguya dayalı "Maupassant tarzı hikâye" denilen bir çığır açmıştır. Yani hikâye, sürükleyici bir merak unsuru barındırır. Giriş,gelişme, sonuç bağlamında devam edip etkili, çarpıcı ve vurucu bir sonla biter. Bu tarz hikâyede "olay" unsuruna önem verilir.Emile Zola(1840-1902), müspet bilimlerin deneysel olguculuğunu edebiyata uyar-layarak, doğalcılık (natüralizm) adı verilen gerçekçiliğin farklı bir anlayışını başlatmıştır.Doğalcılığın (natüralizm) temel ilkesi şudur: Gerekirciliğe (determinizm) göre nasıl müspet bilimlerde aynı koşullar aynı sonuçları doğurursa, kişiler ve toplumlar da içinde bulundukları doğal ve sosyal çevrelerinin ürünüdürler. Yani bir kişinin karakterinde, kimlik ve kişiliğinde doğuştan getirdiği biyolojik ve fizyolojik özelliklerinin yanında sosyal çevresinden aldığı eğitim ve kültür de belirleyici rol oynar. Zola bu yöntemi uygulayarak Meyhane, Germinal gibi deneysel roman denilen örnekler vermiştir.19. yüzyıl Fransa'sının en büyük ozanlarından Charles Baudehireise sembolizmin ve gerçeküstücülüğün öncüsü olmuştur.5.5. 20. Yüzyıl Fransız EdebiyatıAlman filozofu Heidegger'in ortaya attığı varoluşçu felsefeyi bu yüzyılda bazı Fransız yazarları edebiyata uyarlamışlardır. Varoluşçu düşünce kısaca şöyle ifade edilebilir: İnsan dünyaya geldikten sonra kendi varlığını gerçekleştirir, kendi özgün kişiliğini, özünü, bilincini kendisi oluşturur. İnsana kendisinden başka yol gösterebilecek kimse yoktur. Onun için özgürdür.Jean Paul Sartre(1905-1980), insan doğasının en önemli unsurlarından biri olan öz-gürlük kavramını işlemiş, insan özgürlüğünün yasak ve yasalarla sınırlandırılamayacağını öne sürmüştür. Başlıca eserleri romanda Bulantı (1938), Özgürlük Yolları(1945); hikâyede Duvar (1930); Oyun: Sinekler (1942), Saygılı Yosma (1945), Kirli Eller (1948) dir. Yine varoluşçu bir romancı olan Albert Camus (1913-1960) ise daha çok saçma kav-ramını irdelemiştir. Ona göre insanın içinde yaşadığı evren saçma, mantıksız, akıldışı ve anlamsız bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla insan hayatı da saçmadır. İnsan hayatının anlamı, ancak saçmalık ve haksızlıklara başkaldırarak ortaya çıkar. İnsan salt doğruluk, iyilik, dostluk, barış, adalet için yaşamalıdır. Başlıca eserleri romanda: Yabancı (1942), Veba (1947), Düşüş (1956); tiyatroda: Yanlışlık (1944), Caligula' (1945)dır. Simone de Beauvoir (1908-1986), varoluşçu açıdan kadının sosyal, siyasî ve cinsel sorunları üzerinde durmuştur. Aynı zamanda feminist hareketin de öncülerinden-dir. Başlıca eserleri şunlardır: Konuk Kız (1943), Mandarenler (1954).Andre Malraux (1901-1976), İnsanlık Durumu, Büyük Yol, Umut, Melekle Savaş gibi eserlerinde olumsuz koşulların hâkim olduğu güler yüzlü cehennemin de insanın yalnızlığını, kaderiyle baş başa kaldığı dramatik macerasını anlatır.6. İspanyol Edebiyatı6.1. Rönesans Dönemi İspanyol Edebiyatıİspanyol yazarlar Rönesans devrinde daha çok roman ve tiyatro türlerinde eser vermişlerdir. Rojas, Celestina (1499 ve 1526) adlı romanında pek çok engeller sebebiyle kavuşamayan iki sevgilinin başından geçenleri konu edinir. Hem İspanya'da hem de Avrupa'da gerçek dışı kişilerin kahramanlıklarını ve aşklarını konu edinen abartılı pek çok şövalye romanı yazılmıştır. Ayrıca çobanların gerçek dışı aşk ilişkilerini konu edinen çoban romanları da yazılmıştır.İspanya'nın bu dönemdeki en önemli roman yazarı Cervantes (1547-1616)'tir. Cervantes'in Don Kişot (1605) adlı romanı modern romanın başlangıcı sayılmaktadır.Cervantes, gerçekle hayalin çatışması temeline kurulu olan romanda şövalyeliğin eleştirisi ve yergisinin yanında insan gerçeğinin pek çok boyutlarına yer verir.Tiyatroda ise Lope de Vega (1562-1635) en önemli isimdir.6.2. Gerçekçi Dönem İspanyol EdebiyatıEn önemli realist yazar Miguel de Unamuno(1864-1936)'dur. Yaşamanın amacı, insanın sonsuzluk ve ölümsüzlük arzusu gibi temalara ağırlık vermiştir. Sis adlı romanı önemlidir.6.3. 20. Yüzyıl İspanyol EdebiyatıBu yüzyılın en önemli iki şairi Juan Ramon Jimenez (1881) ve Federico GarciaLorca (1899-1936)'dır. Jimenez'in şiirlerinde eski Endülüs İslâm uygarlığının kalıntılarının izlerine rastlamak mümkündür. Şiirde mısranın önemsizliğine inanır. Manzum hikâyelere ve mensur şiire önem vermiştir. Lorca, halk kültür ve edebiyatından, folklordan yararlanmıştır.7. İngiliz Edebiyatı7.1. Rönesans Dönemi İngiliz Edebiyatıİngilizcenin yazı diline dönüşmesinde büyük katkıları olan ve Canterbury Hikâyeleri adlı eseri bulunan Chaucer (1340-1400) İngiliz edebiyatında Rönesans’a zemin hazırlayan yazarlardan birisidir."Elizabeth Dönemi "adı verilen XVI. yüzyılda tiyatro ve şiir türlerinde önemli eserler ortaya konmuştur.Rönesans dönemi İngiliz edebiyatının en önemli tiyatro yazarı Shakespeare(1564-1616)'dir. Shakespeare dram ve komedya türlerinde hem nazım, hem düzyazı, hem de her iki-sini birlikte kullanarak başarılı oyunlar yazmıştır. Oyunlarının tamamı beşer perdeden oluşur. Kin, aşk, dostluk, yükselme, öç alma gibi hemen hemen tüm insanî boyutları derinlemesine irdelemiştir. Başlıca dramları arasında Romeo ve Juliet, Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear; en önemli komedyaları arasında da Venedik Taciri,Yanlışlıklar Komedyası sayılabilir.Marlowe (1564-1593) ve Ben Jonson (1573-1637) da dönemin önemli tiyatro yazarları arasında yer alırlar.İlk büyük İngiliz şairi olan Edmund Spenser (1552-1599) ise pastoral türde yazdığı şiirlerini Çoban Takvimi, alegorik bir destanını da Peri Kraliçesi adlı eserlerinde topladı. Tasvir ve ruh çözümlemelerinde başarılı olan ve üslûba önem veren dönemin son büyük şairi John Milton (1608-1674)'un en önemli eseri Kaybolmuş Cennet adlı konusunu Tevrat'tan aldığı dinî destanıdır.Montaigne gibi deneme türünde başarılı ürünler veren Bacon (1561-1626)'un en önemli eseri ise Denemeler'dir.7.2. Klâsik Dönem İngiliz EdebiyatıKlâsisizm akımı İngiltere'de çok kısa sürmüştür. Bu akımın İngiliz edebiyatında iki önemli temsilcisi vardır: Şiir ve oyunlarıyla Drydon (1631-1700) ve şiirleriyle Pope (1688-1744).7.3. Romantik Dönem İngiliz Edebiyatıİngiltere'nin kuzeybatısında yer alan göller bölgesinde bir süre yaşamış olan ve bundan dolayı kendilerine "Gölcüler" denilen Wordsworth (1770-1850), Coleridge (1772-1834) gibi sanatçılar, ayrıca Lord Byron (1788-1824), Shelley (1792-1822)ve Keats (1795-1821) gibi şairler bu akımın başlıca temsilcileri arasında yer alırlar.7.4. 20. Yüzyıl İngiliz Edebiyatı20. yüzyılda İngiliz edebiyatı en çok roman türünde başarılı ürünler vermiştir. J. Conrad (1857-1941) macera ve deniz romanları yazmıştır. İrlandalı romancı James Joyce (1882-1941) ise klâsik roman kurallarını bir tarafa bırakarak, modern roman tarzının örneklerini vermiştir. Kronolojik zaman akışını değil, insanın bilinçaltının belirlediği zaman sistemini esas almıştır. İnsanın iç dünyasını kendi mantıkî gerçekliği içinde olduğu gibi sunmaya çalışır. Bir olaydan başka bir olaya, bir zamandan başka bir zamana atlar, kalemini çağrışımların emrine verir, bazen dilin gramatikal sistemini bozar, başka dillerden alıntılar yapar, kahramanların iç konuşmalarına geniş yer verir. Onun romanları alışılmış klâsik roman kurgusuna uymaz.Dublinler (1914) adlı eserinde on beş hikâye yer almaktadır. Üçü çocukluk, dördü genlik, dördü orta yaşlılık, dördü de sosyal hayatla ilgilidir. Kitap, bütün bir roman olarak da okunabilir. Diğer önemli eseri ise Ulysses (1922) adlı romanıdır. O bu romanında Dublin özelinde çağdaş dünyanın bir destanını verirken, asıl olarak modern bireyin zihinsel hayatını tüm yoğunluğu ve düşünce karmaşıklığı ile sunmak-tadır. Eserleri genellikle Dublin kenti etrafında yoğunlaşır.V. Woolf (1882-1941) önemli bir İngiliz kadın roman yazarıdır. O da James Joyce gibi bilinç akımı tekniğine başvurmuştur. "Acı" ve "yalnızlık", "kadın sorunları" temalarına ağırlık vermiştir. Romanlarında insan zihninin herhangi bir günde algıladığı şeyleri aktarmaya çalışır. Eserlerinin başlıcaları Jacob'ın Odası (1922), Perde Arkası(1941), Mrs. Dalloway, Orlando, Dalgalar, Yıllar'dır. 8. İtalyan Edebiyatı8.1. Rönesans Döneminde İtalyan EdebiyatıRönesans’ın ilk önemli temsilcilerinden biri Dante (1265-1321)’dir. Yazı dilini halkın diliyle oluşturmuş olan Dante, İtalyan edebiyatının kurucusu sayılır.Rönesans’ın ilk temsilcilerinden biri de lirik şiirin en büyük ozanlarından olan Petrarca (1304-1374) dır. Dante gibi o da Laura adlı bir kadına âşık olmuş ve hemen hemen tüm şiirlerinden bu kadının aşkını terennüm etmiştir. Halkın konuşma diliyle Laura’nın aşkı için yazılmış şiirleri Canzoniere (Türküler) adı altında toplanmıştır.Bunların çoğu sone tarzındadır. Boccacio (1313-1375), küçük hikâye tarzının önde gelen bir yazarı olarak tanınmıştır. Hikâyelerinde dinî konular yerine insanın sorunlarına, insanların türlü durumlarına: tutku, öfke, sevinç, kötülük gibi değişik boyutlarına yer vermiştir. Başlıca eseri Decameron (On Gün) adını taşır. Bu kitabında veba hastalığından kaçıp sığındıkları evde on kişinin anlatmış olduğu yüz hikâye yer alır.Bunlardan başka destan türünde Ariosto (1474-1533) ve Tasso (1544-1595) iki önemli isimdir. Bunlar konularını Ortaçağdan almış olmalarına rağmen işleyiş, şekil ve teknik bakımından klâsik kurallara bağlı kalmış, Yunan ve Lâtin edebiyatlarını örnek almışlardır. Ariosto'nın Çılgın Orlondo, Tasso'nun Kutarılmış Kudüs adlı destanları ünlüdür. Ayrıca iktidarın korunması konusunu işlediği Prens adlı eseriyle Macchiavelli(1469-1527) adlı siyaset yazarını da anmak gerekir.8.2. Klâsik Dönemde İtalyan EdebiyatıXVII. yüzyılda girdiği gerileme döneminin ardından, İtalyan edebiyatında 18. yüz-yılda klâsisizmin etkileri kendini gösterir. Klâsisizme bağlı ürün veren üç önemli sanatçı vardır: Goldoni (1707-1793) komedya, Alfieri (1749-1803) tragedya, Parini (1729-1799) ise yergi türünde yazmışlardır. 8.3. Romantik Dönemde İtalyan EdebiyatıGüldürüde Carlo Goldoni(1707-1793) romanda Alessandro Manzoni(1785-1873),anı türünde Silvio Pellico(1788-1854) ve şiirde Giacoma Leopardi (1798-1837) başlıca romantik sanatçılardandır. Manzoni, şiir ve oyun türlerinde de ürün vermekle birlikte en önemli eseri bir romandır: Nişanlılar. Leopardi ise hüznü, acıyı, doğa sevgisini anlatan karamsar şiirleriyle tanınır. 8.4. 20. Yüzyıl İtalyan EdebiyatıFillippo Marinetti (1876) Avrupa ülkelerinde de etkisi görülen fütürizm akımının kurucusudur.Fütürizm akımına göre, modern zamanların makine ve onun hız sistemine bağlı kalarak çağın ve geleceğin hızlı ve dinamik yaşanması gerekir.Makine çağının hız ve dinamizmi fütürizmin itici gücü olmuştur. Şiirde mısraların düzenlenişi ve müzikal yapısı fabrika işleyişini, sistemini ve makine seslerini çağrıştırmalıdır. 20. yüzyıl İtalyan edebiyatının öncülerinden sayılan Alberto Morario, yapıtlarında genel olarak orta sınıfı işlediğini görürüz. Bu sınıfın içinde bulunduğu ahlâk çökün-tüsünü, kişinin bencilliği yüzünden yalnız kalışını anlatır 9. Rus Edebiyatı9.1. Klâsik Dönem Rus EdebiyatıKantemir (1708-1744) ve Lomonosov (1711-1765) şiir türünde, Krilov (1768-1844)fabl türünde, Fonvizin (1744-1792) de komedya türünde bu akımı Rusya'da tem-sil etmişlerdir. 9.2. Romantik Dönem Rus EdebiyatıHemen hemen her edebî türde eser vermiş olan Puşkin (1799-1837), en önemli romantik Rus sanatçısıdır. Puşkin, romantizmi (coşumculuk) Rus halkının yaşamından yerel renkler alarak zenginleştirmiştir. Ayrıca canlandırdığı kişilikleri eleştirel bir tutumla vermesi; insanın bencilliğini, çıkarcılığını, insan ile toplum arasındaki ilişkiyi anlatması nedeniyle gerçekçiliğin hazırlayıcısı sayılmıştır. En ünlü eserleri Bahçesaray Çeşmesi, Çingeneler, Yüzbaşının Kızı, Maça Kızı'dır. 9.3. Gerçekçi Dönem Rus EdebiyatıRealizm akımı Fransız edebiyatından sonra en önemli sanatçılarını Rus edebiyatından yetiştirmiştir. Nikoloi Gogol (1809-1852) özellikle yergi üslûbuyla toplumunun kokuşmuş, bozulmuş yöntemlerini eleştirmiştir. Müfettiş adlı oyunu ve Ölü Canlar adlı romanı ünlüdür. Fiodor Mihayloviç Dostoyevski (1822-1881) ise toplumdan çok, birey olarak insanın ruh dünyasını hem tabiî hem de sosyal çevresi içinde en ince ayrıntılarına kadar sergiler. Psikolojik tahlilleri oldukça başarılıdır. Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler,Ölü Bir Evden Anılar en ünlü romanlarıdır.Bir başka önemli realist yazar Lev Nikoleyeviç Tolstoy(1828-1910), özellikle köylülerin dünyasını yazmıştır. Başlıca romanları: Harp ve Sulh, Anna Karenina, Hacı Murat.Anton Çehov (1860-1904) daha çok hikâye ve tiyatro türlerinden ürün vermiştir.Hikâye türünde "Çehov tarzı hikâye" denilen bir çığır açmıştır.Bu tarz hikâyede giriş, gelişme, sonuç gibi kronolojik bir düzenlemeye itibar edil-mez; bir anı, bir durumu, ortamı, hayatın bir kesitini, olayların en çarpıcı yanını etkili bir şekilde vermeyi amaçlar. Üslûpta şiirsellik ve deneme türünü andıran bir anlatı-mı vardır. "Olay" yerine "durum" öğesine ağırlık verilir. Hikâyelerinden seçmeler 4cilt hâlinde MEB'da yayımlanmıştı. En önemli oyunları ise Vişne Bahçesi, Vanya Dayıve Martı'dır.Diğer önemli Rus realist yazarlar arasında İvan Turgenyev (1818-1883) ve Maksim Gorki (1868-1936) sayılabilir.9.4. 20. Yüzyıl Rus EdebiyatıFütürüzmin Rus edebiyatındaki önemli temsilcisi Mayakovski (1893-1930) olmuştur. Şiirde Pasternak (1890-1960); hikâye ve romanda ise Zoşçenko (1895-1958),Şolohov (1905) ve Soljenitsin (1918) önde gelen sanatçılar arasında yer alırlar. ÖzetBatı uygarlığını oluşturdukları için, Batılı ulusların düşünüş ve duyuş tarzları temelde ortak özelliklere dayanmaktadır. Bu yüzden Batı edebiyatı adıyla genel bir kavram ortaya çıkmıştır. Batı edebiyatı, Batılı ulusların nazım ve düzyazı türlerinde yarattıkları edebî ürünlerden oluşur.Batı edebiyatının başlangıcı Klâsik Batı edebiyatını oluşturan Yunan ve Lâtin edebi-yatlarına dayanır. Rönesans’a birlikte, ulusların edebiyatı Alman edebiyatı, Fransız edebiyatı, İspanyol edebiyatı, İngiliz edebiyatı, İtalyan edebiyatı gibi adlarla kendi başlarına gelişimlerini sürdürürler.Amerikan ve Avusturya edebiyatlarında ise ilk büyük sanatçılar 19. yüzyılda yetişmeye başlamıştır.Batı edebiyatını oluşturan ulusların edebiyatları Rönesans, klâsik, romantik, gerçekçi ve 20.yüzyıl olmak üzere birbirini izleyen dönemler içinde ele alınabilir.KaynaklarBatur, Enis, Modern Dünya Edebiyatı Antolojisi, İstanbul: Gergedan Yayınları,1988.Cevdet, Kudret, Batı Edebiyatından Seçme Parçalar,İstanbul, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, 1972.Halide, Edib, İngiliz Edebiyatı Tarihi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fa-kültesi Neşriyatından, 1940.Nutku, Özdemir, Dünya Tiyatro Tarihi, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1985.Özdemir, Emin, Türk ve Dünya Edebiyatı, A.Ü. SBF Yayınları, No. 457, Basın ve Yayın Yüksekokulu Basımevi, 1980. Perin, Cevdet, Fransız Edebiyatı Tarihi, İstanbul, Üniversite Matbaası, 1946.Yusuf, Şerif, Muhtasar Avrupa Edebiyatı Tarihi,İstanbul, Devlet Matbaası, 1935.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7745263038531721880-2443031050624969647?l=edebiyatciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/feeds/2443031050624969647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7745263038531721880&amp;postID=2443031050624969647' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/2443031050624969647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/2443031050624969647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/2008/01/bati-edebiyti.html' title='BATI EDEBİYÂTI'/><author><name>trakya türk dili ve edebiyatı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17262842620141551520</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7745263038531721880.post-7788680382262776722</id><published>2008-01-11T08:13:00.000-08:00</published><updated>2008-01-11T08:24:00.012-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat nedir türk dili ve edebiyatı edebiyat tanımları fıkra roman hiciv hikaye destan koşma makale tiyatro'/><title type='text'>EDEBİYAT</title><content type='html'>Tanım:&lt;br /&gt;Okuyanlara estetik (sanatsal) bir doyum sağlamak amacıyla yazılmış, ya da böyle bir amacı olmasa bile biçimsel ve içeriksel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı eserlere edebiyat denir. Edebiyat bir anlatım biçimidir. Düşünce ve duyguları güzel ve etkili bir biçimde anlatma sanatı olarak da tanımlanabilir. Herhangi bir metnin edebiyat eseri sayılabilmesi için sanatsal değerler taşıması gerekir. Türler&lt;br /&gt;Edebiyat türlerini önce ikiye ayırmak mümkün. Birincisi nazım, ikincisi nesir. Nazım belli bir ölçü ve kalıp esas alınarak üretilmiş edebi ürünlerdir. Ya da kısaca bütün şiir ve şiirler metinlerdir. Hece vezni gibi belli bir kalıp ve ölçü kaygısı güdülerek yazılır. Nesir ise serbest, ölçüsüz düz yazıdır. Nazım genel oarak bütün şiir türlerini kapsar. Nesir ise edebiyatın şiir dışındaki tüm biçimlerini. Roman, öykü, tiyatro, deneme gibi. &lt;a name="siir"&gt;&lt;/a&gt;ŞİİR&lt;br /&gt;Dilin anlam, ses ve ritim ögelerini belli düzen içinde kullanarak bir olayı, ya da bir duygusal ve düşünsel deneyimi yoğunlaşmış ve sıradanlıktan uzaklaşmış bir biçimde ifade etme sanatıdır. Lirik şiir&lt;br /&gt;Edebi türlerin en sanatsal, en katışıksız, en yoğun olanı lirik şiirdir. Estetik haz vermenin dışında hiçbir amaç taşımaz. Lirik şiiri destan, eleji, ağıt, mesnevi, dramatik şiir ve felsefi şiir izler. &lt;a name="destan"&gt;&lt;/a&gt;Destan&lt;br /&gt;Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum yapıtlardır. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir. Yunanca "espos" sözcüğünden gelmektedir. Mitoloji, efsane, folklor ve tarihi öğeler içerir. Destanlar ve destansı öyküler ilkçağlardan beri dünyanın her yerinde gelenekleri sonraki kuşaklara aktarmak için kollektif olarak yaratılmış edebi biçimlerdir.&lt;br /&gt;Destanların ortak özellikleri: Hepsinde yarı tanrısal nitelikler taşıyan bir ya da birçok kahramandan söz edilir. Destan bu kahramanın eylemleri üzerine kurulmuştur. Olaylar çok geniş bir kozmik coğrafya üzerinde geçer. Bir destanın dünyası ortaya çıktığı zaman içinde düşünebilecek her şeyi barındıran bütünsel, çok yönlü bir dünyadır. Hemen bütün destanlarda uzun yolculuklar anlatılır. Çoğu destanda olaylara doğaüstü yaratıklar da katılır. Kişiler, olaylar, doğal varlıklar hep gerçek yaşamdaki boyutlarından daha büyük, daha zengindir. Özellikle sözlü destanlarda uzun anlatı, betimleme (tanımlama) ve konuşma bölümleri bulunur. Öykü içinde öyküye yer verilir.Törensel söyleyişler ve kamusal duyarlılık hakimdir. Destanlar temel olarak iki gruba ayrılır. Sözlü destanlar&lt;br /&gt;Yazının henüz bulunmadığı ve yaygınlaşmadığı bir kültürde doğan ve kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarıldıktan sonra yazıya geçirilen destanlardır. Ozan ve şarkıcıların değişik zamanlarda söylediği şarkı ve şiirlerin bütünleşmesi ve işlenmesiyle oluşturulurlar. Örnekler:&lt;br /&gt;Gılgameş: MÖ 3000 yıllarında Mezopotamya’da ortaya çıkmıştır. Bilinen en eski destandır. Babil ve Akad toplumlarınca da benimsenmiştir. Ama bugüne kalan en eksiksiz biçimi Sümer toplumunda ortaya çıkmıştır. Zalim Uruk kralı Gılgameş’in ölümsüzlük arayışını anlatır. Gılgameş ve arkadaşı Enkidu ile birlikte uzun arayışlardan sonra ölümsüzlük otunu bulur, ama bir yılana kaptırır.&lt;br /&gt;Ilyada ve Odysseia: MÖ 11-12’nci yüzyıllarda geçtiği sanılmaktadır. Homeros destanları olarak bilinirler. Yunan Yarımadası’ndaki Akhalar’ın, Anadolu’daki İon krallıklarına saldırısı ve Akha kral ve prenslerinin daha sonraki serüvenleri anlatılır. Özellikle Odysseia, Yunan Tragedyası ve Batı edebiyatının önemli bir kaynağıdır.&lt;br /&gt;Diğerleri: Eski İngilizce halk destanı Beowulf, Eski Almanca Heldenlieder (kahramanlık türküleri), Almanca Nibelungenlied , Kudrunlied, Fransa'da Chanson de Geste (kahramanlık şarkısı), Chanson de Roland (Frank kralı Charlemagne’ın savaşlarını anlatır), İspanya’da El Cantar de Mio Cid, Hindistan'da Mahabharata, Ramayana, Japonya’da Heike Monogatari. Edebi destanlar&lt;br /&gt;Belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun olarak ve okunmak üzere kaleme alınmış destanlardır. Örnekler:&lt;br /&gt;Vergilius’un Aeneis’i: MÖ 29-19’uncu yüzyılları kapsar. Troyalı Aeneias’in uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Latin ülkesine gelerek Lavinium kentini kurması anlatılır. Lavinium sonradan Alba Langa ve Roma kentlerinin yerine kurulan ilk kenttir.&lt;br /&gt;Milton’un Paradise Lost’u: İnsanın cennetten kovuluşu ve tanrının şeytanla mücadelesini anlatır.&lt;br /&gt;Dante’nin La Divina Commedia’sı (İlahi Komedya) MS 1310-1321, Ariosto’nun Orlando Furioso’su (Çılgın Orlando) 1532, Camoes’in Os Lusidas’ı 1572. &lt;a name="turkdestan"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://213.243.28.24/ozel/edebiyat/edebiyat/index.html#top"&gt;&lt;/a&gt;Türk edebiyatında destan&lt;br /&gt;Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları arasında zengin bir destan geleneği vardır. Bilinen Türk destanları arasında en eskisi Yaratılış Destanı’dır. Altay Türkleri arasında söylenmektedir. V. Radlov tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir. Saka Destanı, İskit Türkleri’ne aittir. Bu destan zinciri içinde Alp Er Tunga ve Şu parçaları bulunur. Bunlar Kaşgarlı Mahmud’u Divanü Lugati-t-Türk adlı eserinde yer almıştır. Oğuz Kağan Destanı 14’üncü yüzyılda derlenmiş özet nitelikte bir metindir. Oğuz Kağan’ın doğumu ve üstün nitelikleri, askeri başarıları ve ülkeyi oğulları arasında pay edişi anlatılır. Oğuz Türkleri’nden günümüze gelen tek destan metni ise Dede Korkut Kitabı’dır. Bayındır Han soyundan geldikleri sanılan Akkoyunlular’ın egemen olduğu Kuzeydoğu Anadolu’daki olaylar ve Müslüman Oğuzlar’ın yaşamı anlatılır. Göktürk Destanları çeşitli parçalardan oluşmuştur. Bozkurt parçasında Göktürkler’in bir boz kurdun soyundan geldikleri, Ergenekon parçasında ise Ergenkon’a sığınmaları, çoğalıp buraya sığmayınca dağı eriterek dış dünyaya çıkmaları anlatılır. Köroğlu parçasında, göçebe Oğuzlar’ın Horasan ve Hazar’da İranlılarla savaşlarından sözedilir. Manas Destanı’nda Kırgız Türkleri'nin putperest Kalmuk ve Çinliler’le savaşları vardır. Cengiz Han Destanı, Moğol istilasından sonra Kıpçak bozkırlarında ve eski Uygurların yaşadığı bölgelerdeki olayları anlatır. Timur Destanı, Timur’un savaşları ve kişiliğine yer verir. Danişmend Gazi Destanı’nda Türklerin Anadolu’yu ele geçirmeleri anlatılır. Battal Gazi Destanı’nda da Anadolu’daki Türk-Bizans savaşları yer alır. &lt;a name="agit"&gt;&lt;/a&gt;AĞIT&lt;br /&gt;Genellikle bir ölünün ya da acı, üzücü bir olayın ardından söylenen halk türküsü. Ağıtlar, başından acı bir olay geçen ya da ölen kişinin iyiliklerinden, yiğitçe davranışlarından ve yaşamındaki önemli olaylardan söz eder. Belli geleneksel hareketler eşliğinde kendine özgü ölçü ve uyaklarla söylenir. Türklerde ağıt geleneği çok eskidir. Anadolu’nun hemen her yerinde söylenir. Ağıtlar yarı anonim folklor ürünleri arasında da sayılabilir. Türkçe’de 7, 8 ve 10 heceli ağıtlar yaygındır. En çok rastlanılanı 8 hecelilerdir. Erkeklerin söylediği ağıtlar varsa da ağıtları daha çok kadınlar söyler. Gösteri bölümüyle tiyatro, söyleniş biçimiyle şiirseldir. Ağıtlar türkü ve destanla yakın ilişki içindedir. &lt;a name="mesnevi"&gt;&lt;/a&gt;MESNEVİ&lt;br /&gt;Özellikle Arap, Fars ve Osmanlı edebiyatında kendi aralarında uyaklı beyitlerden oluşan ve aruz ölçüsüyle yazılan şiir biçimidir. Arapça’da "müzdevice" denilen mesnevi türü ilk olarak 10’uncu yüzyılda İran edebiyatında ortaya çıkmıştır. Türk edebiyatına girişi 11’inci yüzyılda Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı yapıtıyla başlar. Her beytinin ayrı uyaklı olması yazma kolaylığı sağlar. Bu nedenle uzun aşk öykülerinde, destanlarda mesnevi kullanılmıştır. Mesnevi bir eser başlıca tevhid, münacat, na’t, miraciye bölümlerinden oluşur. Mesneviler aşk mesnevileri, dinsel-tasavvufi mesneviler, ahlaksal ve öğretici mesneviler, savaş ve kahramanlık konusunu işleyen gazavatnameler, bir kentin güzelliklerini anlatan şehrengizler ve mizahi mesneviler diye ayrılabilir. Mevlana Celaleddin Rumi’nin altı ciltlik tasavvufi yapıtı da "Mesnevi" adını taşımaktadır. &lt;a name="eleji"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://213.243.28.24/ozel/edebiyat/edebiyat/index.html#top"&gt;&lt;/a&gt;ELEJİ&lt;br /&gt;Tanınmış bir kişinin, bir arkadaşın ya da sevilen bir kişinin ölümünden duyulan üzüntüyü anlatan lirik şiir türüdür. Genel anlamda, insanın ölümlülüğü temasını işleyen, birbirini izleyen bir vurgulu iki vurgusuz heceli ayaklardan oluşan beşli ve altılı ölçüyle yazılan ve konuyla sınırlı olmayan şiire verilen addır. Modern batı edebiyatında bu terim şiirin içeriğinden çok ölçüsünü belirtir. Alman edebiyatında ölçü özelliği öne çıkarken, ingiliz edebiyatında şiir türü olarak tanınır. Örneğin, Milton’un okul arkadaşı Edward King’in ölümü üzerine yazdığı "Lycidas" (1838) bu kapsamdadır. Eleji, modern şiirde de sık rastlanan önemi bir şiirsel anlatım biçimidir. &lt;a name="nesir"&gt;&lt;/a&gt;NESİR: Düz yazı ROMAN&lt;br /&gt;Belli bir tarihsel ya da coğrafi çevre içindeki belli bir kişi ya da bir grup insanın başından geçenleri, bu insan ya da insanların iç ve dış yaşantılarını belli bir kronolojik, mantıksal, duygusal ya da sanatsal ilişkiyi gözeterek öyküleyen ve belli bir uzunluğu aşan anlatılar için kullanılan edebi terimdir. Edebi türler içinde en yenisidir. Çünkü matbaanın bulunması ve kentsoylu bir okur kitlesinin ortaya çıkmasından sonra gelişmiştir.&lt;br /&gt;Aslında tanımlanması en zor edebi türdür. Gelişmesini tamamlamamış tek türdür denebilir. Bunun bir nedeni romanın tarihsel koşullara bağlı olması, diğer nedeni ise yazarına geniş bir özgürlük ve deney alanı bırakmasındandır. Romanın ataları arasında nesirsel özellikler taşıyan Petronius’un Satyricon (1’inci yüzyıl) ve Apuleius’un Metamorphoseon’u (2’nci yüzyıl) gösterilir. Roman düzyazıyla yazılır. Anlatılan olaylar kahramanlık öyküleri değil, sıradan insanların günlük yaşantılarıdır. Anlatılan olaylar, saraylar ve savaş alanları gibi destansı mekanlarda değil, sokaklar, evler, meyhaneler gibi sıradan mekanlarda geçer. Olaylara yön veren tanrılar değil, kişilerin kendi tutum, davranış, duygu ve düşünceleridir. Kullanılan dil, nazım türlerinde olduğu gibi ağdalı değil günlük ve sıradandır.&lt;br /&gt;Roman tarihe en bağlı edebiyat türüdür. Toplumsal, politik olaylar gelişmelerle de yakın ilişkidedir. Romanın tarihe bağlı oluşu, çok köklü bir geçmişi olmayan yeni bir sınıfın, yani burjuvazinin kendine tarih içinde bir geçmiş, şimdi ve gelecek kurma çabasından doğmuş olmasında yatar. 18. yüzyıl romanlarının çoğu, burjuvazinin aristokrasiye karşı mücadelesinde kullanılmak üzere kaleme alınmış metinler gibidir. Roman, işte bu nedenle, felsefe ve sanattan boş inançları kovmak ve bunların yerine akıl ve gerçeği geçirmek isteyen bir kültürel dönüşümün ürünüdür. Bu nedenle toplumların gelişimine, yani tarihe kopmaz biçimde bağlıdır. İnsanı, öncelikle toplumsal ve tarihsel bir varlık olarak konu alan ilk sanat türüdür. &lt;a name="romantur"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://213.243.28.24/ozel/edebiyat/edebiyat/index.html#top"&gt;&lt;/a&gt;Roman türleri&lt;br /&gt;Romanlar konu, üslup, yazıldığı dönem bakımından çeşitli türlere ayrılabilir. Üslup bakımından "romantik roman", "gerçekçi roman", "doğalcı roman", "estetik roman", "izlenimci roman", "dışavurumcu roman", "yeni roman" türleri sayılabilir. Romantik roman&lt;br /&gt;Kişilerin duygularını, arzularını, düşüncelerini yalnızca kendilerine ait, içten gelen doğal ve gerçek olgular gibi görür. Örneğin Sir Walter Scott’un tarihsel romanları, Jean Jack Rousseau’nun eserleri ve Goethe’nin Genç Verther’in Acıları romanı gibi. Gerçekçi roman&lt;br /&gt;Romantik romandan ayrı olarak kuru ve kuşkucu bir anlatım ve düşünce yapısı taşır. Balzac ve Stendhal’in romanları bu üsluptadır. Doğalcı roman&lt;br /&gt;Üslup bakımından gerçekçi romana benzer. Olanın olduğu gibi yazılmasını öngörür. Emile Zola ve Maupassant romanları doğalcı romanlardır. Estetik roman&lt;br /&gt;Belli biçim ve anlatım kaygıları ile yazılmış romanlardır. Gustave Flaubert estetik romanın en önemli yazarıdır. İzlenimci roman&lt;br /&gt;Diğer üsluplardan ayrı olarak eşyanın ve dış olayların kendi nesnel gerçeklikleriyle insanların bunları algılama biçimleri arasındaki farkları ortaya çıkarmaya yönelir. Yani dış gerçeklerden çok, duyu ve duygulara, iç yaşantının betimlenmesine öncelik verir. Ford Madox Ford’un romanları izlenimciliğin en sistemli ürünleridir. Dışavurumcu roman&lt;br /&gt;20. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Dışavurumculuk toplumsal kimliklerin reddedilmesi ve insan yaşamını belirleyen toplum karşıtı ya da uygarlık karşıtı güçlerin öne çıkarılmasıyla belirlenir. Dışavurumculuk, şiddetli, fırtınalı ve tanımsız duyguları vurgulamasıyla, abartma, karikatürleştirme, çarpıtma ve soyutlama tekniklerinden yararlanmasıyla bir tür "yeni romantizm" olarak da değerlendirilir. Dostoyevski, Kafka, Beckett ve Brecth’in romanları bu türün örneklerindendir. Yeni roman&lt;br /&gt;Aslında dışavurumculuğun izlerini taşır. Özellikle 1930 sonrasında ilk örnekleri görülmeye başlandı. Kendisinden önceki akımlardan hiçbirine benzemeyen, yazma deneyini, hatta romanın olanaksızlığını romanın asıl konusu haline getiren romanlardır. Yeni roman, yazma eyleminin kendisini sorgulamaya yönelir. Alain Robbe-Grillet, Michel Butor, Claude Simon, Philippe Soller, Julio Cortazar gibi yazarlar bunu denemişlerdir. Konusu bakımından roman "tarihsel roman", "pikaresk roman", "duygusal roman", "gotik roman", "ruhbilimsel roman", "töre romanı", "oluşum romanı" türlerine ayrılır. Tarihsel roman&lt;br /&gt;Uzak bir geçmişte yaşanan olayları konu alır. Ama tarihten daha derinlerde yatan insanla ilgili daha evresel bir gerçeği araştırmak amacıyla da yazılmış olabililer. Tarihi romanların örnekleri arasında Walter Scott’un romanlarını, Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını, Stendhal’in Parma Manastarı’nı sayabiliriz. Pikaresk roman&lt;br /&gt;İsmini, İspanyolca alt tabakadan serüvenci ya da serseri anlamına gelen sözcükten alır. Çoğunlukla ahlaksız, rezil bir kahramanın başıboş gezginlik yaşamında yaşadığı olayları gevşek ve rahat bir üslupla anlatır. Bu türün önemli örnekleri arasında Lesage’nin Gil Blas de Santilane’ın Serüvenleri, Defoe’nun Talihli Metres’i, Thomas Mann’ın Dolandırıcı Felix Krull’un İtirafları’nı sayabiliriz. Duygusal roman&lt;br /&gt;İnsanın duygusal yaşamını yüksek ve özenli bir üslupla betimleyen romanlardır. Bazen bu türde yazarın kendi duygularıyla, okurun duygularını sömürmesi ön plana çıkar. Laurence Sterne’in Fransa ve İtalya’da Hissi Seyahat adlı eseri, Rousseau’nun romanları, Madame de La Fayette’in Prenses de Cleves’i bu türe örnek gösterilebilir. Gotik roman&lt;br /&gt;Gotik roman, İngiliz ve Amerikan romancılığına özgü bir türdür. 18. yüzyılın akılcılığına karşı çıkan bir türdür. Karanlık, korkutucu, çılgınlıklarla dolu bir ortamda geçen kanlı, şeytani, büyülü olayları konu alır. Horace Walpole’un Otranto Şatosu, Mary Shelley’in Frankenstein adlı romanları bu türün örnekleridir. Gotik romanın günümüzdeki uzantıları bilimkurgu ve fantastik roman olarak gösterilebilir. Ruhbilimsel roman&lt;br /&gt;Kişilerin ruhsal durumlarını ayrıntılarıyla çözümlemeye çalışan romanlardır. Daha serinkanlı ve denetimli oluşuyla duygusal romandan ayrılır. Abbe Prevost’un Manon Lasko adlı eseriyla Fransız edebiyatında açılan psikolojik roman çığırı diğer ülke romancılarını da etkilemiştir. Paul Bourget’in romanları da bu türe örnektir. Töre romanı&lt;br /&gt;İnsanların en dolaysız biçimde toplumsal olan davranışlarını, adetlerini, geleneklerini ön plana çıkarır. Moda, yaygın konuşma ve ifade biçimleri, toplu olarak yapılan her şey bu tür romanların konusunu oluşturur. Toplumun derin yapısından çok, yüzeysel görüntüleriyle ilgilenir. En tipik temsilcileri olarak Arnold Bennet ve Evelyn Waugh’tur. &lt;a name="turkroman"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://213.243.28.24/ozel/edebiyat/edebiyat/index.html#top"&gt;&lt;/a&gt;Türk edebiyatında roman&lt;br /&gt;Türk edebiyatına roman Fransızca’dan yapılan çevrilerle girdi. Bu çevirilerden ilki Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan yaptığı Terceme-i Telemak’tır. Daha sonra adı bilinmeyen bir çevirici Victor Hugo’nun ünlü romanı Sefiler’i (Les Miserables) çevirdi. 1860-1880 yıları arasında başta Fransız yazarlar olmak üzere bir çok Batılı yazarın eseri Türkçe’ye çevrildi. İlk Türk romanı Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı eseridir. Sami’den sonra Ahmed Mithad romanlarıyla Türk romanının gelişmesine katkıda bulundu. Türk romanı asıl Tanzimat döneminde gelişti. Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası yeni teknikler kullanılan Batılı anlamda türüne en yakın ilk Türk romanıdır. Servet-i Fünun edebiyatı döneminde ilk usta romanlar ve usta yazarlar kendilerini gösterdi. "Sanat sanat içindir" tezini savunan bu yazarlar aşk ve acıma gibi konuları işledi. Halid Ziya Uşaklıgil bu dönemin en önemli romancısı sayılır. Aşk-ı Memnu (1925) adlı romanı günümüzde de en başarılı Türk romanlarından biridir. 1910’dan sonra milli duyguların ağır basmasıyla birlikte "Genç Kalemler" dergisi çevresinde Türkçülük akımı gelişti. Milli romanların yazılması bu dönemde başladı. Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanları bu dönemin örneklerindendir. Cumhuriyet döneminde çağdaş Türk romanı ortaya çıktı. Toplumsal ve sosyal gelişmeleri konu alan romanlar yazıldı. Köy ve kent romanları ayrımı da bu dönemle ilgilidir. &lt;a name="oyku"&gt;&lt;/a&gt;ÖYKÜ&lt;br /&gt;Gerçek ya da düş ürünü bir olayı aktaran kısa düz yazı şeklindeki anlatıdır. Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır.&lt;br /&gt;Öyküde, olayın geçtiği yer sınırlı, anlatım özlü ve yoğundur. Karakterler belli bir olay içinde gösterilir. Bu karakterlerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır. Konu tümüyle düş ürünü olabilir, ya da son derece gerçekçidir. Genellikle ironik bir rastlantı yoluyla yaratılan özel bir an üzerindeki yoğunlaşma sürpriz sonlara olanak verir.&lt;br /&gt;Eski Yunan’daki fabl ve kısa romanslar, Binbir Gece Masalları öykünün habercileridir. Ama öykü ancak 19. yüzyılda romantizm ve gerçekçilik akımlarının yaygınlaşmasıyla edebi bir tür haline gelebildi. Edgar Allan Poe’nin Grotesk ve Arabesk öyküleri adlı eseriyle yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nde değil Avrupa’da da etkili oldu. Almanya’da Heinrch von Kleist, ve E. T. A. Hoffmann, psikolojik ve metafizik sorunları öykülerinde masalsı bir anlatımla yansıttılar.&lt;br /&gt;20. yüzyıla girildiğinde öyküler ilk kez genellikle gazete ve dergilerde yayınlanıyor ve bu yüzden gazeteciliğe özgü yerel renkler taşıyordu. Bret Harte’nin öyküleri, Ruyard Kipling’in Hindistan’daki yaşamı anlatan öyküleri, Mark Twain’in Missisippi öyküleri bu özelliktedir.&lt;br /&gt;Rusya’da Gogol, Dostoyevski, Turgenyev ve Çehov’un öyküleri, öykü türünün edebi eserler arasında sağlam bir yere oturmasına büyük katkı sağladı. &lt;a name="turkoyku"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://213.243.28.24/ozel/edebiyat/edebiyat/index.html#top"&gt;&lt;/a&gt;Türk edebiyatında öykü&lt;br /&gt;Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk öyküler Tanzimat döneminde yazıldı. İlk öykü yazarları, Ahmed Midhat, Emin Nihat, Samipaşazade Sezai ve Nabizade Nazım’dı. Türk öykücülüğünü yetkinliğe kavuşturan yazar ise Halit Ziya Uşaklıgil oldu. Edebiyat-ı Cedide döneminde yalın diliyle dikkat çeken Uşaklıgil, titiz gözlemciliğiyle gerçekçi öykü geleneğini başlatan yazardır. Bu dönemin diğer yazarları Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu ve Saffeti Ziya idi.&lt;br /&gt;2. Meşrutiyet’in ilanından sonra gelişen yeni edebiyat akımıyla birlikte öyküde toplumsal ve siyasi sorunlar işlenmeye başladı. Türkçe’de yabancı sözcüklerin temizlenmesi, yazımda konuşma dilinin hakim olması, taşra yaşamının gerçekçi bir üslupla edebiyata taşınması gibi özelliklerle bilinen bu dönemde Ömer Seyfettin, Türk öykücülüğünde yeri bir çığır açtı. Onu Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay izledi. F. Celaleddin, Selahattin Enis, Sadri Ertem, Cemal Kaygılı, Sabahattin Ali, Kenan Hulusi Koray, Nahit Sırrı Örik, Bekir Sıtkı Kunt, Mahmut Şevket Esendal Cumhuriyet dönemi öykücülüğünü hazırlan isimlerdir.&lt;br /&gt;Cumhuriyet dönemi 1930’lar sonrasını kapsar. Bu dönemde alışılmışın dışında bir öykü dünyası kuran Sait Faik Abasıyanık, Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaç), diyalogların usta yazarı Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Samet Ağaoğlu, Sabahattin Kudret Aksal, Kemal Bilbaşar, Kemal Tahir ve Ahmet Hamdi Tanpınar öykü yazarları olarak ön plana çıktı. Günümüzde Türk öykücülüğü geniş bir konu ve üslup zenginliğiyle sürmektedir. &lt;a name="masal"&gt;&lt;/a&gt;MASAL&lt;br /&gt;Olağanüstü öğe, kahraman ve olaylara yer veren öykülerdir. Masal terimi öncelikle, Sindirella, Çizmeli Kedi gibi sözlü geleneğin ürünleri olan halk öykülerini kapsar. Ama sözlü gelenekle ilişkisi olmayan edebi yönü ağır basan bazı eserler de bu türün içinde yer alır. Halk masalları 4 temel grupta toplanır. Hayvan masalları, olağanüstü ve gerçekçi masallar, güldürücü öyküler, zincirlemeli masallar.&lt;br /&gt;Hayvan masalları genellikle kısa masallardır. Lafontaine masalları bu türün en güzel örnekleridir. Şeyhi’nin Har-name adlı eseri de Divan edebiyatındaki hayvan masalları türüne görmek gösterilebilir.&lt;br /&gt;Olağanüstü masallarda, olağan varlıkların yanı sıra cin, peri, dev, ejderha gibi olağanüstü varlıklara da yer verilir. Gerçekçi masalların başlıca kahramanları ise padişahlar, vezirler, prenses ve prensesler, zenginler, hırsızlar ya da haydutlar gibi gerçek hayattaki kişilerdir.&lt;br /&gt;Güldürücü masallar okuyan ve dinleyeni eğlendirmeyi amaçlayan masallardır.&lt;br /&gt;Zincirleme masallarda sıkı bir mantık bağıyla birbirine bağlanan, küçük ve önemsiz bir dizi olay art arda sıralanır. &lt;a name="tiyatro"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://213.243.28.24/ozel/edebiyat/edebiyat/index.html#top"&gt;&lt;/a&gt;TİYATRO&lt;br /&gt;Bir öyküyü, sahne olarak ayrılmış bir yerde oyuncuların söz ve hareketleriyle canlandırma sanatıdır. Çoğu zaman yazılı bir metne dayanır. Be metnin adı senaryodur. Ancak tiyatronun tek öğesi edebiyat değildir. Oyunculuk, sahne düzeni, dekor, köstüm, aydınlatma, müzik ve dans gibi öğeleri de vardır. Burada tiyatro terimi, eser olarak edebi yönüyle ele alınmaktadır.&lt;br /&gt;Başka bazı sanatlar gibi tiyatro da dinsel törelerden doğmuştur. Daha sonra dinden bağımsızlaşarak bir sanat olmuştur. Temelinde, ilke insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak canlandırma çabaları yatar. Doğa üstü güçlerin insanlara görünmesine aracılık etme çabaları da tiyatronun bir diğer amacıdır. Tiyatro eserleri de diğer edebi eserler gibi genel edebi akımların etkisinde kalır. İlk insan topluluklarıyla birlikte ortaya çıkan tiyatro, antik çağlarda asıl kimliğine kavuşmaya başladı. İlk tiyatro şenliği MÖ 534’te Atina’da düzenlendi. DENEME&lt;br /&gt;Tek bir konuyu rahat ve akıcı bir biçimde ele alan, çoğu kez yazarının kişisel bakış açısı ve deneyimini aktaran orta uzunluktaki edebi metinlerdir. Bu türün yaratıcısı 16. Yüzyıl Fansız yazarı Michel de Montaigne’dir. Yazdığı metinlerin kişisel düşünce ve deneyimlerinin iletilmesine yönelik edebi parçalar olduğunu vurgulamak için deneme (essai) adını seçmiştir. Türk edebiyatına deneme, diğer edebi türler gibi Tanzimat’tan sonra Batı’nın etkisiyle girdi. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Haşim, Falih Rıfkı Atay, Yahya Kemal Beyatlı deneme türününde eserler veren önemli yazarlarımızdır. Ancak deneme türünün en önemi yazarı Nurullah Ataç’tır. Ataç, denemelerinde kişisel tavrını açıkça ortaya koyan, dilde yenilikçi ve titiz, üslupta akıcı bir yazardır. &lt;a name="biyografi"&gt;&lt;/a&gt;BİYOGRAFİ&lt;br /&gt;"Yaşam öyküsü" de denebilir. Bir kişinin yaşamını anlatmayı konu alan edebiyat türüdür. Yazarın kendi yaşamını anlattığı oto biyografiler de bu türün içinde yer alır. Yaşam öyküsü kişisel anılara ya da araştırma sonucu edinilmiş sözlü ve yazılı malzemelerin düzenlenmesine ve yorumlanmasına dayandığı için tarihin bir dalı olarak da görülebilir. Ama konu alınan kişinin bireyselliğini, yaratıcı ve duygudaş bir kavrayışla aktarmaya çalıştığı için aynı zamanda edebiyatın bir koludur.&lt;br /&gt;Tarihte ölen kişinin yaşamını ve yapıtlarını öven mezar yazıtları ve cenaze törenlerindeki konuşmalar yaşam öykülerinin ilk örnekleri sayılabilir. Daha sonra eldeki verilerin keyfi ya da eleştirellikten uzak bir yorumuna dayanan, söz konusu kişiyi övmek ve okura örnek oluşturmak için yazılan yaşam öyküleri başlamıştır. Bunun hemen ardından kişilerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmayı amaçlayan eleştirel yaşam öyküleri de kaleme alınmıştır.&lt;br /&gt;Yaşam öyküsünün bir başka özelliği, yazarının tarafsız olmamasıdır. Yaşamını yazdığı kişiyi sunar ve yorumlarken kendi kişiliğini de eserine yansıtır. Otobiyografi türünde bu özellik daha da belirgindir. MAKALE&lt;br /&gt;Yazarın belli bir konuda, genellikle günlük politika ile ilgili görüşlerini dile getirdiği kısa metinlerdir. Makale, asıl gazetelerin yaygınlaşması ve gelişmesiyle kendini gösteren bir edebi türdür. Yazar bu kısa yazılarda çeşitli konulara ilişkin kişisel görüş eleştiri ve önerilerini sıralayabilir. Ya da politik veya toplumsal sorunlara değinebilir. Konular politikanın yanı sıra, bilim, dil, kültür gibi yazarın tercih ettiği herhangi bir alan da olabilir. Makalenin amacı, açıklama, eleştiri, tanıtım, bilgilendirme de olabilir. Ama genellikle eleştirel tutum ön plandadır. Makaleler, günlük yazıldıktan sonra bir araya getirilerek makale kitapları şeklinde yayınlanabilir. ELEŞTİRİ&lt;br /&gt;Herhangi bir kişiyi, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlışlarını dile getirerek göstermek amacıyla yazılan kısa metinlerdir. Hedeflenen öğeyi doğru ve yanlış yönleriyle tanıtmayı amaçlayabileceği gibi, bu öğenin doğru tanıtılmasını sağlamayı ve bir değerlendirmeyi de hedef alabilir. Edebiyat sorunlarını ve yapıtlarını konu alan inceleme, yorum ya da değerlendirme olarak da tanımlanabilir. ANI&lt;br /&gt;Kişisel yaşantının bütünü ya da belli bölümlerini ya da gözlemleri dile getirmek amacıyla yazılmış edebi metinler ya da kayıtlardır. Otobiyografi ile karıştırılabilen anı, ondan dışsal olaylara verdiği önem nedeniyle ayrılır. Anıda kişisel yaşam izlenimlerinin yanı sıra bu izlenimlerin dış boyutları da geniş olarak yer alır. Otobiyografide yazar öncelikle kendilerini konu edinirken, anı yazarları çoğunlukla çeşitli tarihsel olaylarda rol oynamış ya da bu olayların yakın gözlemcisi olmuş kişilerdir. &lt;a name="mizah"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://213.243.28.24/ozel/edebiyat/edebiyat/index.html#top"&gt;&lt;/a&gt;MİZAH&lt;br /&gt;Olayların gülünç, alışılmadık ve çelişkili yönlerini yansıtarak insanı düşündürme, eğlendirme ya da güldürme sanatıdır. Bu amaçla yazılan edebi eserler de mizah türü için de değerlendirilir. En kaba şakadan en ince espriye kadar bütün mizah örnekleri, birbiri ile uyum içindeki olaylar arasındaki çelişkinin birdenbire ortaya çıkarılmasına dayanır. Mizah gelenek ve kuralların sorgulanmasında önemli bir rol oynar. İki amacı vardır, saldırma ve savunma. İnsanın topluca yaşamaya başladığı dönemle birlikte mizah da otaya çıkmıştır. Kentleşmeyle birlikte daha soyut ve dolaylı bir özellik kazandı.&lt;br /&gt;Mizahı bedensel şiddetten ayırıp keskin dilli bir sanata dönüştüren Atinalılar olmuştur. Ortaçağda kilise ve kralları alaya alan masallarıyla şenliklerde halkı eğlendiren öykü anlatıcıları jonglörler ve gezgin minstrel’le birlikte açık cinsel çağrışımları da olan yeni bir mizah türü yaygınlaştı. 20. yüzyılda yeni bir mizah türü doğdu. Komik öğelerin yanı sıra ürkütücü ve korkunç öğelere de yer veren kara mizah ortaya çıktı. Siyasal mizah da bu dönemde önem kazandı. Türk edebiyatında mizah&lt;br /&gt;Türk edebiyatında ise gerçek anlamda ilk mizah ürünleri masallar, fıkralar ve seyirlik oyunlardır. Divan edebiyatında da sık rastlanmamakla birlikte mizah yer almıştır. Tanzimat döneminde Türk mizahının çehresi geniş ölçüde değişti. Teodor Kasap ve Direktör Ali Bey’in Fransız edebiyatının etkisiyle yazdıkları tiyatro eserleri önem kazandı. Şinasi’nin Şair Evlenmesi, Ziya Paşa’nın Zafername Şerhi, Namık Kemal’in imzasız fıkra ve yergileri bu tiyatro eserlerini izledi. 2. Meşrutiyet’le birlikte Türk mizah edebiyatı büyük gelişme gösterdi. Baha Tevfik, Peyami Safa, Ömer Seyfettin, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon gibi birçok yazar mizah yazılarıyla ünlendi.&lt;br /&gt;Cumhuriyetle birlikte Türk mizahı yeni bir kimlik kazandı. Bu dönem yazarları geçmişi eleştiren, yeni dönemi savunan bir tutum benimsedi. Çok partili dönemle birlikte mizah kapsam ve konu bakamından büyük zenginlik kazandı. Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rifat Ilgaz, Orhan Kemal, Bedii Faik, Haldun Taner, Muzaffer İzgü, Çetin Altan gibi yazarlar bu dönemin önemli isimleridir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7745263038531721880-7788680382262776722?l=edebiyatciyim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/feeds/7788680382262776722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7745263038531721880&amp;postID=7788680382262776722' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/7788680382262776722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7745263038531721880/posts/default/7788680382262776722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatciyim.blogspot.com/2008/01/tanm-okuyanlara-estetik-sanatsal-bir.html' title='EDEBİYAT'/><author><name>trakya türk dili ve edebiyatı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17262842620141551520</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
